GSM: 0.542.535 51 71   |   e-Posta:                     
© Nevzat Çağlar TÜFEKÇİ / Milas - 2017 - 2019
www.milas.org.tr  

MİLAS İLE İLGİLİ RÖPORTAJLAR - 7

1939  

doğumluyum.  

İTÜ  

Maden  

Fakültesi  

1962  

mezunuyum.  

Bir  

ara  

eğitimim

sırasında   

Almanya'da   

diploma   

çalışması   

yaptım.   

İki   

sene   

civarında   

da   

Almanya'da,

Almanya'nın  

zengin  

yer  

altı  

ve  

yer  

üstü  

maden  

ocaklarına,  

kömür  

ocaklarına  

sahip  

bir

kentinde,  

büyük  

bir  

şirkette  

mühendis  

olarak  

çalıştım.  

Almanya'dan  

1962  

sonunda

Türkiye'ye    

döndüm.    

Elazığ'da    

Şark    

Kromları    

İşletmesinde    

mühendis    

olarak    

işe

başladım.  

Sonra  

Seydişehir  

Alüminyum  

Tesislerinin  

ilk  

Etüt  

çalışmalarında  

mühendis

olarak, şef olarak görev aldım. Bu arada Milas Boksit İşletmesinin Etütlerini yaptım.

SEYDİŞEHİR      

ALÜMİNYUM      

TESİSLERİNİN      

KREDİ      

ÖDEMELERİ,      

MİLAS

BOKSİTLERİYLE YAPILDI

Seydişehir   

Alüminyum   

Tesislerinin   

şöyle   

çok   

önemli   

bir   

tarihi   

var.   

Bu   

çok

önemlidir.    

Seydişehir    

Alüminyum    

Tesisleri    

kurulurken,    

Seydişehir'in    

o    

zamanki

belediye  

başkanı,  

tesisler  

sırf  

Seydişehir'de  

kurulsun  

diye,  

3  

milyon  

metrekarelik  

(3  

bin

dönümlük)   

bir   

yeri,   

metrekaresini   

1   

kuruştan   

vermiş.   

O   

zamanki   

hükümet,   

bu

tesislerin   

kurulması   

için   

Ruslarla   

bir   

anlaşma   

yapmıştı.   

   

Tesisler   

kuruldu,   

üretime

başladı.  

Fakat  

tesisin  

kredi  

ödemelerinin  

yapılmasında  

bir  

takım  

sıkıntılar  

doğdu.  

Mal

karşılığında   

ödeme   

düşünüldü.   

Bu   

arada   

Milas'taki   

Boksit   

İşletmesinin   

boksitlerini

değerlendirelim,  

eğer  

Milas'taki  

boksitler  

uygun  

olursa,  

Seydişehir  

Alüminyum  

tesisleri

için   

alınan   

kredi   

ve   

bu   

kredinin   

faizleri   

bu   

şekilde   

ödenecekti.   

Yani   

Seydişehir'in

kredilerinin  

ödenmesi  

için  

onlara  

Milas  

Boksitleri  

gönderilecekti.  

Nitekim  

öyle  

oldu.

Seydişehir  

alüminyum  

tesislerinin  

bir  

bölüm  

anaparası  

ve  

hemen  

hemen  

tüm  

faizleri,

Milas Boksit İşletmesinden elde edilen boksitlerle, mal olarak ödendi.

Buraya  

ben  

ilk  

olarak  

1967'de  

geldim.  

1967  

yılında  

etütlerimizi  

yapmak  

üzere

Milas'a  

küçük  

çaplı  

bir  

ziyaretimiz  

olmuştu.  

Daha  

sonra  

1968'de  

geldik,  

buraya  

yerleştik

ve  

maden  

aramalarına  

başladık.  

Daha  

önce  

MTA'nın  

yapmış  

olduğu  

aramaların;  

ne

cesametle   

büyük   

olduğunu,   

bu   

cevherlerin   

ihraç   

edilip,   

edilemeyeceğini,   

bunların

alüminyum  

sanayinde  

kullanılıp  

kullanılamayacağını  

içeren  

bir  

etüttü  

bu...  

Etütlerimiz

sonucunda  

bunun  

kullanılabileceği,  

satılabileceği/  

ihraç  

edilebileceği  

anlaşıldı.  

1969

senesinde,  

yazın  

birkaç  

ay  

içersinde,  

2  

bin  

ton  

numune  

bir  

parti  

hazırladık  

ve  

bunu

Sovyetler  

Birliğine,  

Zaporoyava'daki  

alüminyum  

fabrikasına,  

buradan  

gemilerle  

ihraç

ettik.  

Bu  

kent,  

Don'la  

Volga  

bölgesi  

arasında  

bir  

yerlerde.  

Ruslar,  

madenden  

memnun

kaldılar.  

Bu,  

üretime  

uygun  

alüminyum  

madenini  

pazarlıkla,  

belli  

bir  

fiyattan  

satılması

konusunda  

anlaşmaya  

varıldı.  

Bunun  

üzerine  

Milas  

Boksit  

İşletmesinin  

kurulmasına

karar  

verildi.  

Milas  

boksitleri,  

kalite  

olarak,  

Seydişehir  

boksitlerinden  

daha  

düşük,  

fakat

üretimde   

kullanılabilir/ihraç   

edilebilir   

bir   

boksitti.   

Tek   

başına   

burada   

kullanılması

zordu.   

Çünkü   

Alüminyum   

tesislerinin   

en   

büyük   

girdisi   

enerjidir.   

O   

yıllarda,   

yeterli

enerji  

Türkiye'de  

yok  

denecek  

kadar  

az,  

bu  

nedenle  

ihracı  

düşünülmüştü.  

Buradaki

boksit,   

zımparaya   

dönük,   

abrosif   

dediğimiz   

biraz   

aşındırcı   

ve   

sertliği   

yüksek   

bir

boksitti.   

Böyle   

olduğu   

için   

bunun   

öğütülmesi,   

kırılması;   

hayli   

enerji   

isteyen   

bir

malzemeydi.  

Ayrıca  

içersindeki  

silisyum  

di  

oksit  

biraz  

yüksekti.  

Bunun  

için  

hazırlanmış

teknolojilerde  

alüminyum  

üretilebiliyordu.  

Seydişehir'de  

böyle  

bir  

teknoloji  

yoktu  

ve

bu  

nedenle  

Seydişehir  

tesislerinde  

Milas  

boksitlerinin  

kullanılması  

mümkün  

değildi.

Ama  

Ruslar  

bunu,  

kendi  

eski  

tesislerinde  

kullandılar.  

Sonuçta  

Milas  

Boksit  

İşletmesinin

boksitleri,  

Seydişehir  

Alüminyum  

tesislerinin  

büyük  

bölüm  

borcunu  

ödedi.  

Kalanı  

ise,

Seydişehir'in  

ürettiği  

alüminanın  

ihracından  

elde  

edilen  

gelirle  

ödendi.  

Milas  

Boksit

İşletmesinin,   

Seydişehir   

Alüminyum   

tesislerinin   

kaderinde,   

Türkiye'de   

alüminyum

sanayinin  

gelişmesinde/kaderinde,  

bu  

borcu  

ödemekten  

dolayı  

da,  

önemli  

bir  

rolü

olduğunu söyleyebilirim.

MİLAS ETİBANK'IN KURULUŞU

1970   

yılında   

bana;   

bunun   

ilk   

etütlerini   

sen   

yaptın,   

deneme   

işletmelerini   

sen

kurdun;  

şimdi  

oraya  

bir  

işletme  

kuracağız,  

seni  

oraya  

gönderelim,  

sen  

işletmeni  

kur,

oranın  

müdürü  

ol,  

tecrüben  

de  

var,  

bunu  

bu  

şekilde  

organize  

edelim  

dediler.  

Bunun

üzerine   

beni   

buraya   

tayin   

ettiler.   

1970'in   

Mart   

ayında   

buraya   

geldik;   

bir   

cip,   

bir

muhasebeci  

ve  

bir  

şoför...  

3  

kişi  

geldik  

buraya.  

Yer  

kiraladık.  

Nerde  

kalınabilir,  

ne

yapılabilir,  

araştırmaya  

başladık.  

O  

zaman  

Güllüğe  

gelmiştim.  

Güllük  

halkı  

gerçekten

çok   

sevimli,   

yabancıya   

çok   

sıcak   

bakan   

bir   

halk.   

Bu   

insanlar   

beni   

de   

etkiledi   

işin

doğrusu...  

  

O  

zaman  

rahmetli  

Şükrü  

Toker  

vardı,  

rahmetli  

Adil  

Kaptan  

vardı.  

Bakkal

Erdoğan   

Balkır   

vardı.   

Muhtar   

Mustafa   

Şahin   

vardı.   

Fevkalede   

düzgün,   

fevkalede

dürüst,  

cana  

yakın  

insanlardı  

onlar.  

Şükrü  

Toker,  

gemi  

acentesiydi.  

Adil  

kaptan  

da

gemilerle  

ilgili  

çalışmalar  

yapıyordu.  

Bir  

de  

bunların  

içinde  

maden  

işlerini  

organize

eden  

Daviko  

Ahmet  

vardı;  

Ahmet  

Tanyeri.  

Bunlar  

bizi  

çok  

sıcak  

karşıladılar.  

Bunlar

bana;  

“Yavv  

Rifat  

Bey,  

sen  

bu  

işletmeyi  

buraya  

kurarsan,  

biz  

senin  

heykelini  

dikeriz”

dediler.   

   

O   

zamanlar   

Etibank   

işletmesinin   

Güllük'te   

kurulması;   

Güllükler   

için   

çok

önemliydi ve onlar için çok şey ifade ediyordu.

Biz  

devlet  

adına,  

Etibank  

adına,  

  

kuruluşumuz  

adına  

buraya  

görevli  

geldik.  

Ama  

o

zamanki  

bu  

yakın  

ve  

sıcak  

ilgi  

de  

beni  

bugüne  

kadar  

etkilemiştir.  

Ben  

hala  

Güllüklüleri

çok  

severim.  

O  

zaman  

Güllük  

halkından  

gördüğüm  

o  

sıcak  

ilgi  

aklıma  

geldikçe,  

ilk

günlerdeki gibi heyecanlanırım, mutlu olurum.

Buraya  

geldik,  

burada  

yerimiz  

yoktu.  

Biz  

önce  

Güllük'te  

kalmadık.  

Milas'ta,  

o

zamanın  

Kaymakamı  

Talip  

Bey  

vardı.  

Belediye  

başkanı  

rahmetli  

Gazi  

Menteşe  

vardı.

Onların   

da,   

bu   

işle   

ilgili   

olarak,   

Etibank'a   

yaptıkları,   

bana   

yaptıkları   

yardımları

unutamam,  

hala  

şükranla  

anarım  

onları.  

O  

zaman  

THK'nun  

üst  

katı  

boştu.  

O  

zaman

THK  

başkanı  

Mustafa  

Işın'dı.  

O  

da  

bize  

büyük  

kolaylık  

göstermişti.  

İşletme  

olarak  

orayı

kiraladık  

ve  

orada  

hizmet  

vermeye  

başladık.  

İşletme  

olarak,  

başlangıçta,  

Milas'tan  

ve

Güllük'ten  

gördüğümüz  

kolaylıkları  

anlatamam.  

İşletmeyi  

oraya  

kurduk.  

Ben  

dışarıdan,

iki  

muhasebeci,  

bir  

mühendis,  

bir  

jeolog  

getirdim.  

Diğer  

bütün  

işçilerimizi  

hep  

buradan

aldık.  

  

İşçilerimizi  

Milas'ın  

köylerinden  

ve  

Güllük'ten  

aldık.  

İhracatta  

ise  

hep  

Güllük'teki

işçilerimizi  

kullandık.  

Çünkü  

onlar  

bu  

işlerde  

çok  

tecrübeliydi;  

gemi  

işlerinde,  

yükleme

işlerinde  

ve  

vinç  

işlerinde...  

Milas  

bölgesindeki  

köylerden  

işçilerden  

de;  

maden  

arama

ve üretim faaliyetlerimizde yararlandık. 

O  

zamanlar  

Milas'ta  

maden  

olarak  

sadece  

zımpara  

vardı.  

Bir  

de  

Yatağan'dan

gelen  

kömürler  

vardı.  

Bu  

kömürler  

iç  

piyasada  

kullanılırdı.  

Bu  

kömürlerin  

ne  

kadar

rezervi  

olduğu  

bilinmiyordu  

o  

tarihlerde.  

Yatağan  

Termik  

Santralı  

80'e  

doğru  

kuruldu.

Zımpara bugün hala devam etmekte.

Biz  

işi  

bir  

süre  

Milas'tan  

idare  

ettik.  

Bir  

yıl  

içinde,  

işçi  

sayımız  

bin  

kişiye  

ulaştı.  

Bin

kişiyi   

istihdam   

edecek   

kadar   

istihdam   

yarattık.   

Maden   

üretimi   

yaptık.   

Nakliyatını,

Milaslı ve bu bölgede bulunan kamyonculara ihaleyle yaptırdık.

Etibank'ın  

Güllük'teki  

işletme  

binalarının  

sahibi  

ve  

maden  

stok  

yerinin  

sahibi

daha  

sonra  

Etibank’ın  

İzmir-Basmane  

şube  

müdürlüğünü  

de  

yapan  

eski  

Milas  

Etibank

müdürü  

Nail  

Erdoğan'dı.  

Kendisi  

Güllüklüydü.  

Böyle  

bir  

ihtiyaç  

olursa  

ben  

yerlerimi

verebilirim  

demişti.  

Milas'tan  

Güllüğe  

taşındığımızda,  

onun  

yerlerini  

satın  

aldık.  

Bir

kısmını  

stok  

sahası  

yaptık.  

Bir  

kısmını  

atölye  

yaptık.  

İşletme  

Müdürlüğü  

olarak  

inşa

ettik.   

Bizim   

stok   

sahasının   

bir   

kısmı   

şimdi   

top   

sahası   

olarak   

kullanılıyor.   

Sonraları

Etibank   

büyüdü   

ve   

genişledi;   

burada   

memur   

tutmak   

zorlaştı.   

Çünkü   

kalacak   

yer

sorunu  

var.  

Eskiden  

beri  

Etibank'ın  

bir  

usulü  

vardır.  

Gittiği  

her  

yere,  

lojmanlar  

yapar.

Biz  

de  

burada,  

lojman  

yeri  

olarak,  

Karamersin  

mevkiinde  

40-45  

dönümlük  

bir  

yer  

satın

aldık.  

Battallık,  

kargılık,  

akreplerin-çıyanların-yılanların  

bol  

olduğu  

bir  

yerdi.  

Bataklık

değildi  

ama  

ona  

yakın  

bir  

yerdi.  

Yol  

yoktu  

buraya.  

Hiçbir  

şeyi  

yoktu.  

Burayı  

düzenledik

ve  

oraya  

o  

misafirhaneyi  

kurduk.  

Memur  

olarak  

Milas'tan  

ve  

dışarıdan  

getirdiğimiz  

10

kişi vardı. Lojmanda onlar kaldı.

OCAKLAR İÇİN İLK ÖNCELERİ BURADAN İŞÇİ BULAMADIK

Burada    

işçi    

bulamadığımız    

zamanlar    

oldu.    

İlk    

başta    

bizim    

bu    

şekilde

büyüyebileceğimiz,     

işçinin     

sigortasını     

yaptırabileceğimiz     

ve     

düzenli     

ödeme

yapabileceğimiz   

konusunda   

kimsenin   

bir   

inancı   

yoktu.   

Bize   

başlangıçta   

halk   

bu

nedenle   

pek   

güvenemiyordu.   

Bir   

de,   

maden   

işçiliği   

zor   

bir   

iş.   

Buranın   

insanları   

o

zaman  

tütün  

gibi,  

pamuk  

gibi  

tarımsal  

işlere  

yatkın  

insanlardı.  

Tarım  

işçiliği  

yapan

insanlara  

maden  

işçiliği  

zor  

geliyordu.  

Çünkü  

yeraltında  

kuyu  

çalışmamız  

vardı,  

galeri

çalışmalarımız  

vardı.  

Maden  

sert  

malzeme  

olduğu  

için  

dinamitle  

patlatma  

ve  

çıkarma

işlerimiz    

vardı.    

Biraz    

zor    

işti,    

maden    

işi...    

Önce    

Mazıdağı'ndan    

gelen    

işçilerle

çalışmalarımızı    

yürüttük.    

Sonra    

yavaş    

yavaş    

yerli    

işçilerde    

çalışmaya    

başladı

ocaklarımızda.   

Yerli   

halk   

baktı   

ki,   

Etibank   

düzenli   

bir   

işletme.   

Ödemelerini   

düzenli

yapıyor.   

İşçiler   

her   

ay   

düzenli   

olarak   

maaşlarını   

alıyor.   

O   

zamana   

göre   

iyi   

maaş

alıyordu  

Etibank  

işçileri.  

Sosyal  

hakları  

vardı.  

Sosyal  

güvenceleri  

vardı.  

Daha  

sonra

işçilerimizin çoğunluğu yerli işçilerden oluştu.

Güllükten   

madenlerimizde   

pek   

işçi   

çalışmadı.   

Biz   

Güllüklülerden   

ihracatımız

sırasından  

liman  

hizmetlerinde  

yararlandık.  

Buradaki  

stok  

sahamızda,  

stok  

sahamızın

düzenlenmesinde,   

liman   

işlerinde   

ve   

yüklemede   

çalıştılar.   

Sonra   

buradaki   

binaları

1972   

senesinde   

Milas   

Etibank   

Müdürü   

Nail   

Erdoğan'dan   

satın   

aldıktan,   

inşaatı

yaptıktan  

ve  

Milas'tan  

buraya  

geldikten  

sonra  

bu  

bölgeden  

aldığımız  

memur  

ve  

işçiler

buraya  

iyice  

yerleştik.  

Buradaki  

tüm  

işlerimizi  

Güllüklü  

işçiler  

yapmışlardır.  

Etibank'ın

Güllüğe  

gelmesi,  

buradan  

ihracat  

yapılması;  

Güllüğün  

sosyal  

ve  

ekonomik  

yapısında

önemli   

gelişmeler   

meydana   

getirdi.   

Güllüğe   

düzenli   

olarak   

bir   

paranın   

girmesi,

Güllük'teki  

yaşamı  

pozitif  

yönde  

etkiledi.  

Güllüğün  

gelişmesini  

sağladı.  

Biz  

Güllüklü

işçilerin    

ihracatımız    

sırasında    

gece-gündüz    

çalışmalarından    

dolayı    

kendilerine

minnettarız. 

İlk   

zamanlarda,   

bu   

nedenlerle,   

madenlerimizde   

çalıştıracak   

insan   

bulmak   

ta

zorluk    

çektik.    

O    

zaman    

genel    

müdürlüğe    

yazı    

yazdık,    

biz.    

Durumu    

açıkladık

kendilerine.  

Bize  

Konya-Seydişehir'den  

işçi  

gönderin  

dedik.  

  

Zannedersem  

o  

yıllarda,

Mardin-Mazıdağı'ndaki      

Etibank      

şantiyesi      

kapanmıştı.      

Oranın      

işçisi-memuru,

makineleriyle birlikte, bu tarafa gönderildi. 35-40 kişi civarında geldi oradan.    

GÜLLÜĞÜN ELEKTİRİK İHTİYACINI KARŞILADIK

Biz  

buraya  

geldiğimizde,  

1970  

yılında,  

elektriği  

çok  

zayıftı,  

kurulu  

trafonun  

gücü

çok  

düşüktü.  

40  

kw'lık  

bir  

trafo.  

Yetmiyordu  

bu  

trafo.  

O  

zamanki  

muhtar  

Mustafa

Şahin'di.  

Kendisiyle  

de  

görüştük.  

Muhtar,  

o  

zaman  

bize  

her  

konuda  

yardımcı  

oluyordu.

Baktık  

ki,  

Güllüğün  

daha  

büyük  

trafoya  

ihtiyacı  

var...  

O  

zamanki  

genel  

müdürümüz,

grup   

başkanımız,   

Türkiye'nin   

çok   

önemli   

madencilerinden,   

yurt   

dışında   

iyi   

eğitim

görmüş,   

yurt   

içinde   

madenciliğe   

önemli   

katkısı   

olan   

Nezihi   

Berkam'dı.   

Nezihi   

Bey,

sosyal  

yönden  

çok  

güçlü  

bir  

insandı.  

Çok  

eğitici  

bir  

insandı.  

Gittim,  

kendisine  

bu  

trafo

bize  

yetmiyor,  

bize  

daha  

büyük  

trafo  

lazım  

dedim.  

Ufku  

geniş,  

ileri  

gören  

bir  

insandı.

Geldi,  

yeri  

gördü,  

teklifin  

ne  

dedi.  

Biz  

kendimiz  

için  

160  

kw'lık  

bir  

trafo  

olsa  

iyi  

olur

dedim.  

  

  

Tamam,  

ileriyi  

de  

düşün,  

al  

sana  

260  

kw'lık  

trafo  

dedi.  

Daha  

sonra  

buradan

tüm  

güllüğe  

elektrik  

verilmeye  

başlanıldı.  

1971-1972  

yılları  

o  

zaman.  

O  

zaman  

bir  

tek

lokantası, bir bakkalı, bir fırını vardı Güllüğün.

YOLLARI YAPTIK

Güllüğe  

çok  

faydamız  

oldu.  

Kendilerinden  

çok  

yardım  

gördüm.  

Hala  

daha  

bana

sempatiyle  

baktıklarını  

düşünürüm.  

Çok  

iyi  

bir  

diyalogumuz  

oldu  

onlarla.  

Yollar  

eksikti.

Bizim   

Makine   

gücümüz   

çok   

yüksekti.   

Şehrin   

içersinde   

yollar   

yaptık.   

Tabi   

bundan,

maden  

nakliyatını  

yapan  

kamyonların  

da  

yararlandığı  

yollar  

oldu.  

Elektrik  

direkleri

hemen  

hemen  

yok  

gibiydi,  

çok  

küçüktü,  

elektrik  

direklerini  

büyük  

ölçüde  

getirttik,

diktik.  

Bu  

hizmetlerden  

hem  

Etibank  

yararlandı  

hem  

de  

Güllük  

halkının  

da  

yararına

oldu.  

Güllüklü  

bunu  

çok  

iyi  

bilir,  

takdir  

eder.  

Etibank'ı  

da  

o  

nedenle  

iyi  

anar  

diye

düşünüyorum.  

Etibank'ın  

Güllüğe  

gelmesiyle,  

Güllüğün  

nüfusunda  

kısmi  

bir  

artışın

olduğunu söyleyebiliriz. 

GÜLLÜK İSKELESİNDE HERGÜN GEMİ OLURDU

O   

zaman   

2-3   

ayda   

bir   

zımpara   

madeni   

götüren   

gemiler   

gelirdi.   

Zımpara

madenleri,  

3  

bin  

ton,  

5  

bin  

tonluk  

gemilerle  

giderdi.  

Biz  

yılda  

200  

bin  

ton  

boksit  

üretip

bunu  

yurt  

dışına  

gönderiyorduk.  

Hemen  

hemen  

her  

gün  

limanda  

gemi  

olmaya  

başladı.  

 

Aylık  

ortalamamız  

16-20  

bin  

ton  

arasında  

değişiyordu.  

O  

gemiler,  

Milas'tan,  

Güllük'ten

ihtiyaçlarını   

karşılıyorlardı.   

Karaya   

sınırlı   

olarak   

çıkabiliyorlardı.   

   

Gemi   

personelinin

dışarı  

çıkması  

belli  

bir  

prosedüre  

bağlıydı.  

Benim  

de  

bir  

prensibim  

vardı;  

Etibank'ın  

bir

ihtiyacı  

varsa,  

o  

bu  

yöreden  

karşılanacaksa,  

benin  

alacağım  

şey  

burada  

varsa  

buradan

alırdım.  

Yoksa  

gider  

başka  

yerden  

alırdım.  

Büyük  

bir  

fiyat  

farkı  

yoksa  

hep  

yerliyi  

tercih

ettik.

ETİBANK KÖYDEN KENTE GÖÇÜ BAŞLATTI

Etibank’ın  

Milas’ta  

faaliyete  

geçmesiyle,  

köyden  

kente  

de  

göç  

başladı.  

Köyden

gelip-giden  

işçiler,  

Milas'tan  

ev  

tutarak,  

Milas'a  

yerleştiler.  

İşe  

köyden  

değil  

de  

Milas'tan

gelip  

gitmeye  

başladılar.  

  

Biz  

maden  

ocaklarında,  

Nissan  

barakaları  

türünde  

barakalar

kurardık.   

Haftalık   

işçileri   

orada   

yatırırdık.   

Bunlar   

içersi   

izolasyonlu,   

sıcağı-soğuğu

geçirmeyen,   

yarım   

daire   

şeklinde   

olan   

sac   

barakalardı.   

   

1971-1972   

yılında   

Bafa-

Mersenet'in   

üzerindeki   

Ilbıra   

dağının   

tepesinde   

Armutlugöl   

denilen   

yerde   

boksit

madeni  

ocağımız  

vardı.  

Çok  

uzaktı.  

Kuş  

uçmaz-kervan  

geçmez  

bir  

yerdi.  

100-150  

kişi

çalışıyordu  

orada.  

Onları  

her  

gün  

getirip,  

götüremezsiniz.  

Onlar  

için  

büyük  

bir  

baraka

yaptık  

orada.  

O  

dağın  

tepesinde  

rüzgarın  

çok  

hızlı  

ve  

sert  

olduğunu  

fark  

ettik.  

1972

yılında  

ben  

oraya  

rüzgar  

enerjisi  

için  

bir  

pervane  

koydum.  

Elektrik  

İstasyonu  

için  

aküler

getirttim  

Ankara'dan.  

150  

kişinin  

aydınlatması,  

buzdolabı  

ve  

diğer  

elektrik  

ihtiyacını

karşıladık  

bu  

şekilde.  

O  

zaman  

Türkiye'de  

bu  

olay  

pek  

bilinmiyor.  

O  

yıllar,  

Türkiye'de  

bu

enerjiden  

faydalanmasını  

bilen  

çok  

az  

kişiden  

birisiydik  

belki...  

Bu  

bölgede  

bunu  

ilk

uygulayan da bizdik.

Ocak  

olarak  

ilk  

başladığımız  

yer  

Savran'dı.  

Sonra  

Damlıboğaz.  

Sonra  

Asınyeni

köy.  

Asınyeni  

köyün  

devamı  

olan  

Küçük  

Çamlıktepe  

ve  

Armutlugöl  

ocakları.  

Bencik,

Kayaderesi ocakları.  Selimiye Kurudere'deki Göbekdağı ocağı.

İŞÇİLER SİGORTA NEDİR BİLMİYORDU!

İşçilerin  

kendileri  

bile  

farkında  

değildi  

sigortalıklarından.  

İnsanlar  

sigorta  

nedir,

bilmiyordu.  

Ben  

bu  

konuyla  

ilgili  

olarak  

ilginç  

bir  

anımı  

anlatayım.  

Güllük'te  

çalışırken,

işçi  

arkadaşlarla  

bir  

pazarlık  

yaptım.  

Ben  

sizi  

işe  

alacağım,  

sigorta  

yapacağım,  

sonra

ücretinizi   

vereceğim   

dedim.   

İşçiler,   

hayır   

hayır   

biz   

sigortadan   

anlamayız,   

sigorta

istemeyiz,   

bize   

paramızı   

ver   

yeter   

dediler.   

Baktım   

olacak   

gibi   

değil.   

Biz   

bir   

kamu

kuruluşuyuz.    

Sigortasız    

işçi    

çalıştırmak    

olmaz.    

Onlarla    

ben    

oturdum    

anlaştım,

kendilerine  

sigortalı  

olmanın  

yararlarını  

anlattım  

ve  

hepsini  

sigorta  

yaptırdım.  

Belirli

gün  

sayısı  

dolduktan  

sonra  

götürdüm  

sigorta  

kâğıtlarını  

dağıttım.  

Sigorta  

kâğıtlarını

alınca  

çok  

sevindiler...  

Daha  

sonra  

karşılaştığım  

işçiler,  

iyi  

ki  

bize  

o  

zaman  

baskı  

yaptın,

sigortalı  

olmamızı  

sağladın,  

şimdi  

senin  

sayende  

emekli  

olduk,  

çoluk-çocuk  

geçinip

gidiyoruz...  

Sana  

minnet  

borçluyuz  

derler.  

Bu  

benim  

için  

mutluluk  

verici  

bir  

şeydir.

İnsanların     

sigortalı     

olmaları     

aynı     

zamanda     

toplumsal     

anlamda     

insanların

bilinçlenmesini,  

sosyal  

hak  

nedir,  

sosyal  

güvence  

nedir,  

bir  

sağlık  

karnesinden  

eşin  

ve

çocukların,      

bakmakla      

yükümlü      

olduğun      

insanların      

sağlık      

hizmetlerinden

yararlanmasının  

ne  

demek  

olduğunu  

öğrendi  

insanlar.  

Bir  

insan  

veya  

çevresindeki

insanlar için bu önemli bir gelişmeydi.

ETİBANK OLARAK MİLAS VE GÜLLÜK FUTBOLUNA BÜYÜK DESTEK VERDİK

Yaptığımız  

misafirhanede  

bir  

takım  

günlerimiz  

olurdu.  

O  

zamanki  

mülki  

idare

hep  

yanımızda  

oldu.  

Güllükteki  

eşraf,  

büyükten  

küçüğe  

herkes  

bize  

yardımcı  

oldu.

Spor   

için   

önemli   

hizmetlerimiz   

ve   

katkılarımız   

oldu.   

Hem   

Güllükspor   

için   

hem

Milasspor   

için...   

Milas   

boksit   

işletmesinde,   

futbolcuları   

alıp   

çalıştırdık,   

iş   

verdik

kendilerine.  

  

Ben  

aynı  

zamanda  

1974-75  

yıllarında  

Milasspor  

kulübü  

başkanlığı  

da

yaptım.  

Yönetimde  

belediye  

başkanı  

Erdal  

Çerçi  

vardı.  

Banka  

müdürü  

Salih  

Sernikli

vardı.  

Ruhi  

Atakan  

vardı.  

Günay  

Karadağ,  

Sümerbank'tan  

soyadı  

Keskin  

olan  

biri  

vardı.

Mümtaz  

Birol  

vardı.  

İyi  

bir  

gruptuk.  

Çok  

da  

başarılı  

olduk.  

Muğla  

şampiyonu  

olduk.

Öyle  

bir  

takım  

kurmuştuk  

ki,  

yükselme  

maçlarında  

İzmir  

Denizgücü'ne  

yenildik.  

Türkiye

2.   

liglerinde   

futbolcularımız   

oynadı.   

Altay'da   

ve   

Aydınspor'da,   

1.   

ligde   

oynadılar.

Bunların   

içinde   

Güllük'ten   

Sami   

vardır.   

Hüseyin   

Kurtuluş   

vardı   

Milas'tan.   

İsmail

Çelikoğlu   

vardı.   

Haydar,   

Mehmet   

Bodur   

vardı.   

Mehmet   

Bodur,   

Muğla   

şampiyonu

olduğumuz  

takımın  

kalecisiydi.  

Kaleci  

Sabahattin  

vardı.  

Selimiyeli  

Ali  

İhsan  

vardı.  

Biz  

bu

çocukları    

Etibank'a    

aldık;    

hem    

onların    

mesailerinden    

hem    

de    

futbollarından

faydalandık.

FAZLA BETONLAŞMASINA RAĞMEN GÜLLÜK GÜZELLİĞİNİ KORUYOR

Biz  

buraya  

geldiğimiz  

1970'li  

yıllarda,  

Güllük  

şirin  

bir  

yerdi.  

Köydü  

o  

zaman.  

Bize

ilk  

olarak  

kamuya  

ait  

bir  

yeri  

vermişlerdi.  

Ondan  

sonra  

mahfel  

diye  

tanımlanan  

yeri

verdiler.  

Orayı  

düzenledik,  

1.5  

sene  

kadar  

orada  

kaldık.  

Kendi  

inşaatlarımız  

bitene

kadar  

değişik  

yerlerde  

kaldık.  

Kendi  

inşaatımız  

bitince  

oraya  

taşındık.  

Bizden  

sonra

mahfel,  

okul  

oldu.  

Güllük  

yavaş  

yavaş  

gelişti.  

Bugün  

modern  

bir  

sahil  

kasabası  

oldu.

Altyapısıyla,  

modern  

limanıyla,  

denizden  

baktığınız  

zaman  

görüntüsüyle;  

güzel  

bir  

sahil

beldesi.   

Fazla   

betonlaşmış   

olmasına   

rağmen   

Güllük   

güzelliğini,   

doğallığını   

koruyor.

Güllük,  

hala  

sevimliliğini  

devam  

ettiriyor.  

  

Benim  

için  

Güllük,  

ilk  

aşk  

gibi  

bir  

şey.  

Ben  

her

zaman   

Güllüğü   

güzel   

görüyorum.   

Baktığım   

zaman,   

Güllük   

her   

zaman   

benim   

için

güzeldir.

GÜLLÜK ÇOK HIZLI BÜYÜDÜ

Güllük  

hızlı  

bir  

şekilde  

büyüdü.  

Hızlı  

büyümenin  

bazı  

sancıları  

oluyor.  

Alt  

yapısını

yapamıyorsunuz.  

İnsanlar  

gelip,  

yerleşiyor.  

Dışarıdan  

konuşmak  

kolay,  

ama  

bu  

işleri

yapmak  

gerçekten  

zor.  

Ben  

mühendis  

olduğum  

için  

bazı  

şeylerin  

nasıl  

yapılabileceğini

görüyorum,   

değerlendiriyorum.   

Alt   

yapıda   

önemli   

sancılar   

çekti   

burası.   

Ama   

İller

Bankasından   

alınan   

kredilerle,   

yapılan   

yatırımlarla   

belirli   

bir   

noktaya   

geldi   

burası.

Kanalizasyon  

işi,  

tatlı  

su  

işi  

önemli  

bir  

iş.  

Bundan  

sonraki  

arkadaşlarımızın  

eksikleri

gidererek,  

daha  

güzel  

şeyler  

yapacaklarına  

inanıyorum.  

Güllük  

için  

belediye  

başkanları

kendi paylarına düşeni yaptı.

LİMAN, GÜLLÜK TURİZMİNE ÇOK ZARAR VERDİ

Burası  

hiçbir  

zaman  

turistik  

belde  

olamadı.  

Bu  

limanın  

burada  

oluşu,  

burayı

turistik  

belde  

olmaktan  

çıkardı.  

1990'lı  

yıllarda,  

burası  

Turizm  

Bakanlığı  

tarafından,

turizm  

bölgesi  

olmaktan  

çıkarıldı.  

Turizmciler  

tarafından  

kataloglardan  

çıkarıldı.  

Şimdi

buraya   

turistler   

her   

yer   

dolduğu   

için   

geliyor.   

Turistler   

Güllük   

diye   

bir   

yeri   

pek

bilmiyorlar.   

Havalimanına   

yakın   

oluşu   

bir   

avantaj.   

Turistler   

buraya   

geliyor.   

Sonra

Bodrum'a  

gidiyorlar.  

Turist  

biraz  

heyecan  

ister,  

biraz  

eğlence  

ister;  

o  

da  

burada  

yok.  

 

Burası  

sakin  

bir  

yer,  

temiz  

bir  

yer.  

Aradıklarını  

bulamıyorlar  

bazı  

şekilde.  

İstedikleri  

gibi

büyük  

oteller,  

5  

yıldızlı  

oteller  

yok  

burada.  

Aradıkları  

sahil  

de  

yok.  

Eskiden  

de  

sahili

yoktu  

burasının.  

Güllüğün  

biraz  

yosunlu  

bir  

sahili  

vardır.  

Denize  

girmeniz  

için  

biraz

açılmanız   

lazım.   

Bu   

durum,   

buraya   

hizmet   

edenlerin   

bir   

kusuru,   

günahı   

değil   

ki...   

 

Buranın jeolojik yapısı, topoğrafik yapısı böyle.

GÜLLÜK’ÜN SİVRİSİNEKLERİ

Burada   

sivrisinekler   

gerçekten   

çoktu;   

rahatsız   

edici   

miktar   

ve   

boyutlardaydı.

Herkes  

bunun  

kaynağının  

bir  

yerler  

olduğunu  

söylerdi.  

Kimi  

zeytinlikler,  

dalyan  

derdi...

Bana  

göre  

biraz  

da  

bunun  

kaynağında  

insanların  

kendileri  

vardı.  

  

  

Bir  

arıtma  

yoktu.

Fosseptikler  

kuralına  

uygun  

değildi.  

Uzun  

yıllar  

vidanjör  

yoktu  

burada.  

Kimse  

bakmadı

buralara.  

Kimse  

sivrisineğin  

kaynağı  

olan  

yerleri  

ilaçlamadı.  

Bu  

önemli  

bir  

eksiklikti.

Sonraları   

belediyenin   

sinekle   

etkin   

mücadelesi   

ve   

insanların   

kendi   

fosseptiklerini

ilaçlaması sonucu; sivrisinekler hemen hemen yok oldu, çok azaldı.

Bizim   

buraya   

geldiğimiz   

1970'li   

yıllarda   

çok   

sivrisinek   

vardı.   

Cibinliksiz,   

açık

pencereli,  

  

  

telsiz  

pencereleri  

olan  

yerlerde  

yatmak,  

uyumak  

mümkün  

değildi.  

O  

zaman

sivrisinekle  

mücadele  

yoktu.  

Etkili  

ilaçlar  

da  

yoktu.  

Ne  

yapacaktınız;  

ateş  

yakıp,  

tezek

yakıp, dumanıyla onları kovacaktınız. Böyle ilkel yöntemler geçerliydi o zaman... 

5 YIL İŞLETME MÜDÜRLÜĞÜ YAPTIM

Ben  

işletmeyi  

kurduktan  

sonra  

burada  

5  

sene  

müdür  

olarak  

kaldım.  

Biz  

her

sene,  

200  

bin  

ton  

civarında  

boksit  

ürettik  

ve  

ihraç  

ettik.  

İhracat  

Sovyetler  

Birliğine

yapılıyordu;    

Seydişehir'in    

kredisine    

karşılık.    

Ona    

mahsup    

ediliyordu.    

Bizim    

bu

ihracatımız  

ülkeye  

önemli  

bir  

döviz  

girdisi  

sağlıyordu.  

  

1975'de  

ben  

buradan  

ayrıldım.

Fethiye-Göcek'te  

Üçköprü  

Krom  

İşletmesine  

Müessese  

Müdürü  

olarak  

geçtim.  

Osmanlı

İmparatorluğu  

zamanından  

beri  

çalışan  

bir  

işletme.  

  

3  

yıl  

da  

orada  

görev  

yaptım.  

  

 

Sonra  

Antalya  

Ferro  

Krom  

ve  

Karpit  

Fabrikalarının  

Genel  

Müdürlüğüne  

atandım.  

İki

sene   

orada   

çalıştım.   

Daha   

sonra   

Seydişehir   

Alüminyum   

Tesislerinin   

başında,   

grup

başkanı  

ve  

genel  

müdür  

olarak  

kaldım.  

1987'ye  

kadar  

8  

sene  

orada  

kaldım.  

1987'den

emekli  

olduğum  

2003  

tarihine  

kadar,  

Karadeniz  

Bakır  

İşletmelerinin  

Genel  

Müdürü

olarak  

çalıştım.  

  

Merkezi  

Ankara'daydı.  

İşletmeleri  

Küre'de,  

Samsun'da,  

Murgul'da  

bakır

fabrikaları  

olan,  

Trabzon'da,  

Sürmene  

'de  

maden  

ocakları  

olan,  

Hopa'da  

işleme  

tesisleri

olan, Tirebolu'da, Harşit'te, Kızılkaya'da maden ocakları olan büyük bir işletmeydi. 

DÜNYA MADENCİLİK KONGRESİNİN DAİMİ DELEGESİYİM

14-15  

senedir  

Dünya  

Madencilik  

Kongresi  

Türk  

Milli  

Komitesinin  

başkanıyım.  

O

görevi   

de   

devam   

ettiriyorum.   

Türkiye'nin,   

Dünya   

Madencilik   

Kongresinin   

daimi

delegesiyim.   

Her   

sene   

yapılan   

toplantılara   

düzenli   

olarak   

Milli   

Komiteyi   

temsilen

katılıyorum.  

2011  

yılında,  

İstanbul'da  

yapılacak  

olan  

Dünya  

Madencilik  

Kongresinin  

de

başkanıyım.   

İnşallah   

onu   

da   

ülkemize   

yakışır   

bir   

şekilde   

gerçekleştiririz.   

Böyle

kongrelerin,   

böyle   

fuarların;   

ülkemizin   

madencilik   

alanında   

arz   

ettiği   

üretimlerinin

daha  

iyi  

satılmasını,  

yeni  

teknolojilerin  

Türkiye'ye  

girmesini  

sağlayan,  

ihracatı  

arttıran,

Türkiye'nin döviz girdisini arttıran, etkileri olur, bunlara hizmet eder.

OTELİMİZLE GÜLLÜK'TE TURİZMİN GELİŞMESİNE KATKIDA BULUNDUK

Biz  

kalabalık  

bir  

aileyiz.  

Benim  

küçüğüm  

Almanya'da  

turizmle  

ilgileniyor;  

otelleri

var.  

İki  

kardeşim,  

Alman  

üniversitelerinde  

öğretim  

üyesi.  

Onlar  

iktisatçı.  

Bir  

kardeşim

Sağlık   

Bakanlığında   

çalışıyor.   

Eczacılık   

tahsil   

etmişti   

Almanya'da.   

Bir   

kız   

kardeşim

Hollanda'ya  

yerleşti.  

Bu  

otelin  

arsasını  

1970  

yılında  

almıştım.  

Buraya  

otel  

yapmayı,

Almanya'daki  

kardeşim  

önermişti.  

Bu  

otele(İkont  

Otel)  

biz  

yedi  

kardeş  

ve  

iki  

Alman

ortağıyız.  

Ben  

arsa  

sahibi  

olarak  

bu  

otele  

ortak  

oldum.  

Bir  

aile  

şirketi  

ama  

iki  

de  

Alman

var  

aramızda.  

Burası  

36  

odası  

olan  

72  

yataklı  

bir  

otel.  

  

Otel  

işi  

başlangıçta  

epey  

iyi

gitmişti.  

Yaz-kış  

çalışıyordu.  

Daha  

sonra  

burası  

turizm  

listelerinden  

çıkarıldığı  

için  

pek

turist  

gelmez  

oldu  

buraya.  

Sonraları  

sadece  

yazları  

çalışmaya  

başladı.  

Burada  

işi  

olan  

sahipleri   

veya   

iş   

adamları   

gelip   

burada   

kaldılar.   

Bu   

nedenle   

yazın   

açıyoruz,   

kışın

kapatıyoruz.  

Güllüğün  

ilk  

turistik  

oteliydi  

bu  

otel.  

Güllüğe  

turizmi  

getiren  

ilk  

oteldir.  

Bu

otelin  

Güllüğü  

tanıtan  

önemli  

faaliyetleri  

oldu.  

Ailecek  

bizim  

bu  

yönde  

Güllüğe  

bir

hizmetimiz oldu. Ben çalışıyordum ama kardeşlerim ve oğlum burada görev yaptı.

KARDEŞ ŞEHİR İLİŞKİLERİ

Milas   

ve   

Güllük'le   

Almanya'daki   

bazı   

şehirlerarasında   

kardeş   

şehir   

ilişkileri

kuruldu.  

Onları  

benim  

Almanya'daki  

kardeşlerimle  

oğlum  

Yusuf  

Sami  

Kont  

sağladı.

Kardeş   

şehir   

ilişkileri;   

kültürler   

arası   

diyalogları   

sağlayan,   

kültürleri   

karşılıklı   

olarak

zenginleştiren,    

karşılıklı    

bilgi    

alışverişini    

sağlayan,    

dostlukları    

pekiştiren    

sosyal

faaliyetlerdir.    

Eskiden    

beri    

Almanlar,    

Türkleri;    

Türkler,    

Almanları    

sever.    

Geçmiş

zamanlarda,  

Osmanlı  

ile  

Almanya  

arasında  

önemli  

bağlar  

vardı.  

Bu  

hep  

devam  

etti.  

 

Almanya'dan  

Güllüğe  

gelip  

giden  

insanlarda  

bir  

Güllük  

sevgisi  

olduğunu  

fark  

ettik.  

Biz

bunu  

kardeş  

şehir  

ilişkilerine  

dönüştürmek  

istedik.  

Bu  

öneri  

de  

Almanlardan  

geldi.

Onlar  

kardeş  

şehir  

olalım  

dediler.  

Bunların  

içinde  

önemli  

isimler  

vardı.  

Bundan  

2-3

dönem  

önce  

Almanya'da  

iktidar  

olan  

partinin  

genel  

başkanı  

gelip  

bizim  

bu  

otelde

kaldı.   

Alman   

Sosyal   

Demokrat   

Partinin   

genel   

başkanıydı   

o   

ve   

aynı   

aynı   

zamanda

Almanya'daki  

kardeşimin  

de  

yakın  

dostuydu.  

Alman  

bakanlar  

geldi,  

bu  

otelde  

kaldı.  

Bu

bakan,    

Schröder'in    

kabinesinde    

Maliye    

Bakanıydı,    

sonra    

istifa    

etti.    

Güllük’ün

Almanya’daki   

kardeş   

şehrinin   

ismi   

Nurtingen.   

Oğlum   

Sami   

Kont'un   

aracılığıyla,

geçtiğimiz  

yılarda,  

Güllük  

Belediye  

Başkanı,  

Milas  

Kaymakamı  

ve  

bir  

grup;  

Nurtingene

gittiler.  

Orada  

bir  

hafta  

kaldılar.  

Gezi  

ve  

incelemelerde  

bulundular  

orada.  

Sonra  

onlar

Güllük’e  

geldiler,  

bir  

hafta  

kaldılar.  

Çevreyi  

gezdiler.  

Bizim  

otelde  

misafir  

ettik  

onları.

Böylece  

kardeş  

şehir  

ilişkileri  

yaşandı.  

Tabi  

bunun  

devam  

ettirilmesinde  

yarar  

var.

Zannedersem bu sene de bu ziyaretler karşılıklı olarak yaşanacak.

AHŞAP TEKNE VE YAT YAPIMI YAŞATILMALIDIR

Güllük'te    

ahşap    

tekne    

ve    

yat    

yapımı    

yaşatılmalıdır.    

Bunun,    

Güllüğün

tanıtılmasında   

çok   

önemli   

bir   

rolü   

olacaktır.   

Bu   

faaliyetin   

geliştirilmesi   

gerektiğini

düşünürüm  

ve  

hatta  

tavsiye  

ederim.  

Gönlüm  

öyle  

arzu  

ediyor.  

Ben  

bir  

madenciyim,

maden  

mühendisiyim.  

Ama  

güllüğün  

bir  

maden  

şehri,  

bir  

sanayi  

kenti  

özelliğinden

daha  

ziyade  

bir  

turizm  

beldesi  

olarak  

tanınmasını  

isterim.  

Gulet  

yapımı  

da  

zaten  

bu

turizmin  

içinde  

değerlendirmek  

gerekiyor.  

Bu  

nedenle,  

Güllük  

Limanının  

da  

Güllük

dışına  

çıkarılması  

gerektiğini  

düşünürüm.  

Limanın  

Güllük  

dışına  

çıkarılması  

iyi  

oldu.

Güllüğün     

içi     

kamyon     

garajı     

gibiydi.     

Maden     

taşıyan     

kamyonların     

tozundan

geçilmiyordu.  

Tozdan  

ve  

gürültüden  

kurtulduk.  

Bu,  

iyi  

bir  

adım,  

iyi  

bir  

aşama.  

Bence  

bu

limanın   

daha   

ileriye,   

açık   

denize   

götürülmesi   

lazım.   

Şu   

koydan,   

Güllük   

limanının

çıkarılması  

lazım.  

  

  

Burasının  

tamamen  

marina  

ve  

turizm  

bölgesi  

haline  

getirilmesi

lazım.  

Buralar  

çok  

güzel  

yerler.  

Bunun  

kıymetinin  

bilinmesi  

lazım.  

Liman  

yapılacak

daha  

başka  

yerler  

bulunabilir.  

Bu  

turizm  

değerlerini  

bazı  

şeyler  

uğruna  

heba  

etmemek

gerekiyor.

ETİBANK'IN      

BİNALARI      

ÜNİVERSİTE      

VE      

KONGRE      

MERKEZİ      

HALİNE

GETİRİLMELİDİR

Etibank'ın  

şu  

andaki  

yeri,  

atıldır  

yani  

boş  

durmaktadır.  

30  

bin  

metrekarelik  

bir

yer.  

İçinde  

29  

tane  

bina  

var.  

Eskiden  

misafirhane  

olarak  

kullanılan  

çok  

büyük  

bir  

yer

var  

burada.  

Burası  

üniversite  

olmak  

için  

biçilmiş  

kaftan.  

Çok  

uygun  

bir  

yer,  

bu  

iş  

için.

Burasının   

turizme   

hizmet   

edecek,   

turizm   

dallarında,   

tekne   

yapımcılığı   

dalında,   

su

ürünleri  

dalında  

olmak  

üzere  

3  

ana  

dalda  

üniversitenin  

hizmetine  

vermek  

gerekiyor.

Yetkililerin  

burayı  

mutlaka  

Etibank'tan  

bağış  

yoluyla  

almaları  

gerekiyor.  

Bu,  

bana  

göre

Güllük  

tarihinde  

önemli  

bir  

olay  

olacaktır.  

Güllük  

için  

önemli  

bir  

atılım  

ve  

gelişme

olacaktır.  

Burası  

büyütülürse,  

güllük  

için  

bir  

kongre  

merkezi  

haline  

getirilebilir  

bazı

yerler.  

Kongre  

merkezi,  

Güllüğün  

gelişmesini  

çok  

büyük  

oranda  

pozitif  

olarak  

etkiler.

Kongre   

turizmi   

için   

gelen   

insanlar   

önemli   

paralar   

harcayan   

insanlardır.   

Bunlar,

konaklama,  

yeme-içme  

gibi  

konularda  

Güllüğe  

önemli  

parasal  

girdiler  

sağlayacaktır.

Buraya  

gelen  

insanlar  

elit  

insanlardır,  

yetişmiş  

insanlardır,  

bilim  

insanlarıdır.  

Bu  

tür

faaliyetler, Güllüğe çok büyük kazançlar sağlar.

GÜLLÜK BUNDAN SONRA NASIL GELİŞMELİ?

Güllük,  

kesinlikle  

sanayiyi  

bir  

kenara  

bırakmalı.  

Sanayiyi  

biraz  

dışarı  

almalı.  

Liman

da  

buradan  

kaldırılmalı.  

Limanının,  

bu  

körfezin  

dışında  

açıkta  

bir  

yere  

taşınması  

lazım.

Balıkçıların  

taşınmasını  

sağladılar,  

limanın  

da  

taşınması  

gerekir  

diye  

düşünüyorum.  

Bu

liman   

burada   

oldukça,   

bu   

gemiler   

buraya   

geldikçe;   

Güllük   

körfezi   

bu   

kirlilikten

kurtulamaz  

ve  

buraya  

turist  

gelmez.  

Güllük  

körfezinin  

kirliliğinde  

gemilerin  

de  

payı  

var;

yok   

değil.   

Bunları   

düşünmek,   

göz   

önünde   

bulundurmak   

ve   

uzun   

vadede   

çözüm

bulmak   

gerekiyor   

diye   

düşünüyorum.   

Benim   

gönlüm;   

Güllük   

gibi   

güzel   

bir   

yerin,

harika  

bir  

yerin;  

sanayide  

eritilmemesi,  

bu  

tür  

faaliyetlerden  

dolayı  

zarar  

görmemesi,

kaybolmamasıdır. 

Güllük   

için   

sonuç   

olarak   

şunu   

söyleyebilirim:

   

Güllük   

sahip   

olduğu   

doğal

güzellikleri  

korumalı.  

Körfezin  

temiz  

kalması  

sağlanılmalı  

ve  

körfezin  

güzelliklerinden

yararlanılmalı.  

Etibank'ın  

tesislerinde,  

Güllüğün  

doğal  

ortamına  

ve  

kültürel  

kimliğine

uygun  

düşen  

bazı  

bölümler  

Muğla  

Üniversitesi  

bünyesinde  

hayata  

geçirilmelidir.  

İlave

inşaatlarla  

Etibank  

tesislerinde  

Kongre  

Merkezi  

Projesi  

gerçekleştirilebilir.  

Güllük’ün

girişindeki    

maden    

işletmeleri    

gözden    

uzak    

olan    

yerlere,    

biraz    

daha    

içerilere

kaydırılmalı. Benim hayalimdeki Güllük bu...

İlgin SAYLAM 

Fuat GÜREL

Prof. Dr. Ayhan ÇIKIN 

Ali Osman MENTEŞE 

Konuk: Rifat KONT

(Eski Etibank Müdürü)

(Dünya Madencilik Kongresi Türk Milli Komitesi Başkanı - Dünya Madencilik Kongresi Türkiye Daimi Delegesi) Röportaj: Nevzat Çağlar TÜFEKÇİ / Yılı: 2010

Uğur TERZİOĞLU

DİĞER RÖPORTAJLAR

Site Haritası

Muhammet TOKAT

GSM: +90.542.535 51 71   |   e-Posta:
© Nevzat Çağlar Tüfekçi / Milas - 2017 - 2019

MİLAS İLE İLGİLİ RÖPORTAJLAR - 7

Konuk: Rifat KONT (Eski Etibank Müdürü)

(Dünya Madencilik Kongresi Türk Milli Komitesi Başkanı - Dünya Madencilik Kongresi Türkiye Daimi Delegesi) Röportaj: Nevzat Çağlar TÜFEKÇİ  / Yılı: 2010

DİĞER RÖPORTAJLAR

www.milas.org.tr    
Facebook sayfamız yayına başladı.

İlgin SAYLAM 

Prof. Dr. Ayhan ÇIKIN 

Ali Osman MENTEŞE 

Uğur TERZİOĞLU

Muhammet TOKAT

Rifat KONT

Fuat GÜREL

1939    

doğumluyum.    

İTÜ    

Maden    

Fakültesi    

1962

mezunuyum.     

Bir     

ara     

eğitimim     

sırasında     

Almanya'da

diploma  

çalışması  

yaptım.  

İki  

sene  

civarında  

da  

Almanya'da,

Almanya'nın  

zengin  

yer  

altı  

ve  

yer  

üstü  

maden  

ocaklarına,

kömür   

ocaklarına   

sahip   

bir   

kentinde,   

büyük   

bir   

şirkette

mühendis    

olarak    

çalıştım.    

Almanya'dan    

1962    

sonunda

Türkiye'ye   

döndüm.   

Elazığ'da   

Şark   

Kromları   

İşletmesinde

mühendis  

olarak  

işe  

başladım.  

Sonra  

Seydişehir  

Alüminyum

Tesislerinin   

ilk   

Etüt   

çalışmalarında   

mühendis   

olarak,   

şef

olarak   

görev   

aldım.   

Bu   

arada   

Milas   

Boksit   

İşletmesinin

Etütlerini yaptım.

SEYDİŞEHİR     

ALÜMİNYUM     

TESİSLERİNİN     

KREDİ

ÖDEMELERİ, MİLAS BOKSİTLERİYLE YAPILDI

Seydişehir  

Alüminyum  

Tesislerinin  

şöyle  

çok  

önemli

bir   

tarihi   

var.   

Bu   

çok   

önemlidir.   

Seydişehir   

Alüminyum

Tesisleri    

kurulurken,    

Seydişehir'in    

o    

zamanki    

belediye

başkanı,  

tesisler  

sırf  

Seydişehir'de  

kurulsun  

diye,  

3  

milyon

metrekarelik   

(3   

bin   

dönümlük)   

bir   

yeri,   

metrekaresini   

1

kuruştan    

vermiş.    

O    

zamanki    

hükümet,    

bu    

tesislerin

kurulması   

için   

Ruslarla   

bir   

anlaşma   

yapmıştı.   

   

Tesisler

kuruldu,  

üretime  

başladı.  

Fakat  

tesisin  

kredi  

ödemelerinin

yapılmasında   

bir   

takım   

sıkıntılar   

doğdu.   

Mal   

karşılığında

ödeme  

düşünüldü.  

Bu  

arada  

Milas'taki  

Boksit  

İşletmesinin

boksitlerini  

değerlendirelim,  

eğer  

Milas'taki  

boksitler  

uygun

olursa,  

Seydişehir  

Alüminyum  

tesisleri  

için  

alınan  

kredi  

ve

bu  

kredinin  

faizleri  

bu  

şekilde  

ödenecekti.  

Yani  

Seydişehir'in

kredilerinin      

ödenmesi      

için      

onlara      

Milas      

Boksitleri

gönderilecekti.   

Nitekim   

öyle   

oldu.   

Seydişehir   

alüminyum

tesislerinin   

bir   

bölüm   

anaparası   

ve   

hemen   

hemen   

tüm

faizleri,  

Milas  

Boksit  

İşletmesinden  

elde  

edilen  

boksitlerle,

mal olarak ödendi.

Buraya   

ben   

ilk   

olarak   

1967'de   

geldim.   

1967   

yılında

etütlerimizi  

yapmak  

üzere  

Milas'a  

küçük  

çaplı  

bir  

ziyaretimiz

olmuştu.   

Daha   

sonra   

1968'de   

geldik,   

buraya   

yerleştik   

ve

maden  

aramalarına  

başladık.  

Daha  

önce  

MTA'nın  

yapmış

olduğu   

aramaların;   

ne   

cesametle   

büyük   

olduğunu,   

bu

cevherlerin      

ihraç      

edilip,      

edilemeyeceğini,      

bunların

alüminyum  

sanayinde  

kullanılıp  

kullanılamayacağını  

içeren

bir       

etüttü       

bu...       

Etütlerimiz       

sonucunda       

bunun

kullanılabileceği,  

satılabileceği/  

ihraç  

edilebileceği  

anlaşıldı.

1969   

senesinde,   

yazın   

birkaç   

ay   

içersinde,   

2   

bin   

ton

numune   

bir   

parti   

hazırladık   

ve   

bunu   

Sovyetler   

Birliğine,

Zaporoyava'daki  

alüminyum  

fabrikasına,  

buradan  

gemilerle

ihraç   

ettik.   

Bu   

kent,   

Don'la   

Volga   

bölgesi   

arasında   

bir

yerlerde.  

Ruslar,  

madenden  

memnun  

kaldılar.  

Bu,  

üretime

uygun   

alüminyum   

madenini   

pazarlıkla,   

belli   

bir   

fiyattan

satılması   

konusunda   

anlaşmaya   

varıldı.   

Bunun   

üzerine

Milas  

Boksit  

İşletmesinin  

kurulmasına  

karar  

verildi.  

Milas

boksitleri,   

kalite   

olarak,   

Seydişehir   

boksitlerinden   

daha

düşük,    

fakat    

üretimde    

kullanılabilir/ihraç    

edilebilir    

bir

boksitti.   

Tek   

başına   

burada   

kullanılması   

zordu.   

Çünkü

Alüminyum  

tesislerinin  

en  

büyük  

girdisi  

enerjidir.  

O  

yıllarda,

yeterli  

enerji  

Türkiye'de  

yok  

denecek  

kadar  

az,  

bu  

nedenle

ihracı   

düşünülmüştü.   

Buradaki   

boksit,   

zımparaya   

dönük,

abrosif   

dediğimiz   

biraz   

aşındırcı   

ve   

sertliği   

yüksek   

bir

boksitti.   

Böyle   

olduğu   

için   

bunun   

öğütülmesi,   

kırılması;

hayli    

enerji    

isteyen    

bir    

malzemeydi.    

Ayrıca    

içersindeki

silisyum   

di   

oksit   

biraz   

yüksekti.   

Bunun   

için   

hazırlanmış

teknolojilerde    

alüminyum    

üretilebiliyordu.    

Seydişehir'de

böyle    

bir    

teknoloji    

yoktu    

ve    

bu    

nedenle    

Seydişehir

tesislerinde     

Milas     

boksitlerinin     

kullanılması     

mümkün

değildi.     

Ama     

Ruslar     

bunu,     

kendi     

eski     

tesislerinde

kullandılar.   

Sonuçta   

Milas   

Boksit   

İşletmesinin   

boksitleri,

Seydişehir   

Alüminyum   

tesislerinin   

büyük   

bölüm   

borcunu

ödedi.     

Kalanı     

ise,     

Seydişehir'in     

ürettiği     

alüminanın

ihracından     

elde     

edilen     

gelirle     

ödendi.     

Milas     

Boksit

İşletmesinin,  

Seydişehir  

Alüminyum  

tesislerinin  

kaderinde,

Türkiye'de   

alüminyum   

sanayinin   

gelişmesinde/kaderinde,

bu  

borcu  

ödemekten  

dolayı  

da,  

önemli  

bir  

rolü  

olduğunu

söyleyebilirim.

MİLAS ETİBANK'IN KURULUŞU

1970   

yılında   

bana;   

bunun   

ilk   

etütlerini   

sen   

yaptın,

deneme  

işletmelerini  

sen  

kurdun;  

şimdi  

oraya  

bir  

işletme

kuracağız,  

seni  

oraya  

gönderelim,  

sen  

işletmeni  

kur,  

oranın

müdürü   

ol,   

tecrüben   

de   

var,   

bunu   

bu   

şekilde   

organize

edelim   

dediler.   

Bunun   

üzerine   

beni   

buraya   

tayin   

ettiler.

1970'in  

Mart  

ayında  

buraya  

geldik;  

bir  

cip,  

bir  

muhasebeci

ve   

bir   

şoför...   

3   

kişi   

geldik   

buraya.   

Yer   

kiraladık.   

Nerde

kalınabilir,   

ne   

yapılabilir,   

araştırmaya   

başladık.   

O   

zaman

Güllüğe   

gelmiştim.   

Güllük   

halkı   

gerçekten   

çok   

sevimli,

yabancıya   

çok   

sıcak   

bakan   

bir   

halk.   

Bu   

insanlar   

beni   

de

etkiledi  

işin  

doğrusu...  

  

O  

zaman  

rahmetli  

Şükrü  

Toker  

vardı,

rahmetli   

Adil   

Kaptan   

vardı.   

Bakkal   

Erdoğan   

Balkır   

vardı.

Muhtar  

Mustafa  

Şahin  

vardı.  

Fevkalede  

düzgün,  

fevkalede

dürüst,   

cana   

yakın   

insanlardı   

onlar.   

Şükrü   

Toker,   

gemi

acentesiydi.    

Adil    

kaptan    

da    

gemilerle    

ilgili    

çalışmalar

yapıyordu.  

Bir  

de  

bunların  

içinde  

maden  

işlerini  

organize

eden  

Daviko  

Ahmet  

vardı;  

Ahmet  

Tanyeri.  

Bunlar  

bizi  

çok

sıcak   

karşıladılar.   

Bunlar   

bana;   

“Yavv   

Rifat   

Bey,   

sen   

bu

işletmeyi    

buraya    

kurarsan,    

biz    

senin    

heykelini    

dikeriz”

dediler.    

    

O    

zamanlar    

Etibank    

işletmesinin    

Güllük'te

kurulması;  

Güllükler  

için  

çok  

önemliydi  

ve  

onlar  

için  

çok  

şey

ifade ediyordu.

Biz  

devlet  

adına,  

Etibank  

adına,  

  

kuruluşumuz  

adına

buraya  

görevli  

geldik.  

Ama  

o  

zamanki  

bu  

yakın  

ve  

sıcak  

ilgi

de  

beni  

bugüne  

kadar  

etkilemiştir.  

Ben  

hala  

Güllüklüleri  

çok

severim.  

O  

zaman  

Güllük  

halkından  

gördüğüm  

o  

sıcak  

ilgi

aklıma  

geldikçe,  

ilk  

günlerdeki  

gibi  

heyecanlanırım,  

mutlu

olurum.

Buraya    

geldik,    

burada    

yerimiz    

yoktu.    

Biz    

önce

Güllük'te   

kalmadık.   

Milas'ta,   

o   

zamanın   

Kaymakamı   

Talip

Bey  

vardı.  

Belediye  

başkanı  

rahmetli  

Gazi  

Menteşe  

vardı.

Onların  

da,  

bu  

işle  

ilgili  

olarak,  

Etibank'a  

yaptıkları,  

bana

yaptıkları    

yardımları    

unutamam,    

hala    

şükranla    

anarım

onları.   

O   

zaman   

THK'nun   

üst   

katı   

boştu.   

O   

zaman   

THK

başkanı     

Mustafa     

Işın'dı.     

O     

da     

bize     

büyük     

kolaylık

göstermişti.  

İşletme  

olarak  

orayı  

kiraladık  

ve  

orada  

hizmet

vermeye  

başladık.  

İşletme  

olarak,  

başlangıçta,  

Milas'tan  

ve

Güllük'ten   

gördüğümüz   

kolaylıkları   

anlatamam.   

İşletmeyi

oraya  

kurduk.  

Ben  

dışarıdan,  

iki  

muhasebeci,  

bir  

mühendis,

bir   

jeolog   

getirdim.   

Diğer   

bütün   

işçilerimizi   

hep   

buradan

aldık.  

  

İşçilerimizi  

Milas'ın  

köylerinden  

ve  

Güllük'ten  

aldık.

İhracatta   

ise   

hep   

Güllük'teki   

işçilerimizi   

kullandık.   

Çünkü

onlar  

bu  

işlerde  

çok  

tecrübeliydi;  

gemi  

işlerinde,  

yükleme

işlerinde   

ve   

vinç   

işlerinde...   

Milas   

bölgesindeki   

köylerden

işçilerden   

de;   

maden   

arama   

ve   

üretim   

faaliyetlerimizde

yararlandık. 

O   

zamanlar   

Milas'ta   

maden   

olarak   

sadece   

zımpara

vardı.  

Bir  

de  

Yatağan'dan  

gelen  

kömürler  

vardı.  

Bu  

kömürler

iç   

piyasada   

kullanılırdı.   

Bu   

kömürlerin   

ne   

kadar   

rezervi

olduğu  

bilinmiyordu  

o  

tarihlerde.  

Yatağan  

Termik  

Santralı

80'e doğru kuruldu. Zımpara bugün hala devam etmekte.

Biz  

işi  

bir  

süre  

Milas'tan  

idare  

ettik.  

Bir  

yıl  

içinde,  

işçi

sayımız  

bin  

kişiye  

ulaştı.  

Bin  

kişiyi  

istihdam  

edecek  

kadar

istihdam  

yarattık.  

Maden  

üretimi  

yaptık.  

Nakliyatını,  

Milaslı

ve bu bölgede bulunan kamyonculara ihaleyle yaptırdık.

Etibank'ın   

Güllük'teki   

işletme   

binalarının   

sahibi   

ve

maden   

stok   

yerinin   

sahibi   

daha   

sonra   

Etibank’ın   

İzmir-

Basmane  

şube  

müdürlüğünü  

de  

yapan  

eski  

Milas  

Etibank

müdürü   

Nail   

Erdoğan'dı.   

Kendisi   

Güllüklüydü.   

Böyle   

bir

ihtiyaç  

olursa  

ben  

yerlerimi  

verebilirim  

demişti.  

Milas'tan

Güllüğe    

taşındığımızda,    

onun    

yerlerini    

satın    

aldık.    

Bir

kısmını  

stok  

sahası  

yaptık.  

Bir  

kısmını  

atölye  

yaptık.  

İşletme

Müdürlüğü  

olarak  

inşa  

ettik.  

Bizim  

stok  

sahasının  

bir  

kısmı

şimdi    

top    

sahası    

olarak    

kullanılıyor.    

Sonraları    

Etibank

büyüdü  

ve  

genişledi;  

burada  

memur  

tutmak  

zorlaştı.  

Çünkü

kalacak  

yer  

sorunu  

var.  

Eskiden  

beri  

Etibank'ın  

bir  

usulü

vardır.   

Gittiği   

her   

yere,   

lojmanlar   

yapar.   

Biz   

de   

burada,

lojman  

yeri  

olarak,  

Karamersin  

mevkiinde  

40-45  

dönümlük

bir  

yer  

satın  

aldık.  

Battallık,  

kargılık,  

akreplerin-çıyanların-

yılanların   

bol   

olduğu   

bir   

yerdi.   

Bataklık   

değildi   

ama   

ona

yakın  

bir  

yerdi.  

Yol  

yoktu  

buraya.  

Hiçbir  

şeyi  

yoktu.  

Burayı

düzenledik  

ve  

oraya  

o  

misafirhaneyi  

kurduk.  

Memur  

olarak

Milas'tan  

ve  

dışarıdan  

getirdiğimiz  

10  

kişi  

vardı.  

Lojmanda

onlar kaldı.

OCAKLAR    

İÇİN    

İLK    

ÖNCELERİ    

BURADAN    

İŞÇİ

BULAMADIK

Burada  

işçi  

bulamadığımız  

zamanlar  

oldu.  

İlk  

başta

bizim    

bu    

şekilde    

büyüyebileceğimiz,    

işçinin    

sigortasını

yaptırabileceğimiz     

ve     

düzenli     

ödeme     

yapabileceğimiz

konusunda  

kimsenin  

bir  

inancı  

yoktu.  

Bize  

başlangıçta  

halk

bu  

nedenle  

pek  

güvenemiyordu.  

Bir  

de,  

maden  

işçiliği  

zor

bir   

iş.   

Buranın   

insanları   

o   

zaman   

tütün   

gibi,   

pamuk   

gibi

tarımsal    

işlere    

yatkın    

insanlardı.    

Tarım    

işçiliği    

yapan

insanlara   

maden   

işçiliği   

zor   

geliyordu.   

Çünkü   

yeraltında

kuyu  

çalışmamız  

vardı,  

galeri  

çalışmalarımız  

vardı.  

Maden

sert  

malzeme  

olduğu  

için  

dinamitle  

patlatma  

ve  

çıkarma

işlerimiz     

vardı.     

Biraz     

zor     

işti,     

maden     

işi...     

Önce

Mazıdağı'ndan    

gelen    

işçilerle    

çalışmalarımızı    

yürüttük.

Sonra    

yavaş    

yavaş    

yerli    

işçilerde    

çalışmaya    

başladı

ocaklarımızda.    

Yerli    

halk    

baktı    

ki,    

Etibank    

düzenli    

bir

işletme.  

Ödemelerini  

düzenli  

yapıyor.  

İşçiler  

her  

ay  

düzenli

olarak  

maaşlarını  

alıyor.  

O  

zamana  

göre  

iyi  

maaş  

alıyordu

Etibank   

işçileri.   

Sosyal   

hakları   

vardı.   

Sosyal   

güvenceleri

vardı.   

Daha   

sonra   

işçilerimizin   

çoğunluğu   

yerli   

işçilerden

oluştu.

Güllükten   

madenlerimizde   

pek   

işçi   

çalışmadı.   

Biz

Güllüklülerden  

ihracatımız  

sırasından  

liman  

hizmetlerinde

yararlandık.    

Buradaki    

stok    

sahamızda,    

stok    

sahamızın

düzenlenmesinde,  

liman  

işlerinde  

ve  

yüklemede  

çalıştılar.

Sonra   

buradaki   

binaları   

1972   

senesinde   

Milas   

Etibank

Müdürü  

Nail  

Erdoğan'dan  

satın  

aldıktan,  

inşaatı  

yaptıktan

ve  

Milas'tan  

buraya  

geldikten  

sonra  

bu  

bölgeden  

aldığımız

memur   

ve   

işçiler   

buraya   

iyice   

yerleştik.   

Buradaki   

tüm

işlerimizi   

Güllüklü   

işçiler   

yapmışlardır.   

Etibank'ın   

Güllüğe

gelmesi,   

buradan   

ihracat   

yapılması;   

Güllüğün   

sosyal   

ve

ekonomik   

yapısında   

önemli   

gelişmeler   

meydana   

getirdi.

Güllüğe   

düzenli   

olarak   

bir   

paranın   

girmesi,   

Güllük'teki

yaşamı  

pozitif  

yönde  

etkiledi.  

Güllüğün  

gelişmesini  

sağladı.

Biz   

Güllüklü   

işçilerin   

ihracatımız   

sırasında   

gece-gündüz

çalışmalarından dolayı kendilerine minnettarız. 

İlk     

zamanlarda,     

bu     

nedenlerle,     

madenlerimizde

çalıştıracak  

insan  

bulmak  

ta  

zorluk  

çektik.  

O  

zaman  

genel

müdürlüğe  

yazı  

yazdık,  

biz.  

Durumu  

açıkladık  

kendilerine.

Bize        

Konya-Seydişehir'den        

işçi        

gönderin        

dedik.        

 

Zannedersem   

o   

yıllarda,   

Mardin-Mazıdağı'ndaki   

Etibank

şantiyesi   

kapanmıştı.   

Oranın   

işçisi-memuru,   

makineleriyle

birlikte,   

bu   

tarafa   

gönderildi.   

35-40   

kişi   

civarında   

geldi

oradan.    

GÜLLÜĞÜN ELEKTİRİK İHTİYACINI KARŞILADIK

Biz   

buraya   

geldiğimizde,   

1970   

yılında,   

elektriği   

çok

zayıftı,   

kurulu   

trafonun   

gücü   

çok   

düşüktü.   

40   

kw'lık   

bir

trafo.   

Yetmiyordu   

bu   

trafo.   

O   

zamanki   

muhtar   

Mustafa

Şahin'di.  

Kendisiyle  

de  

görüştük.  

Muhtar,  

o  

zaman  

bize  

her

konuda  

yardımcı  

oluyordu.  

Baktık  

ki,  

Güllüğün  

daha  

büyük

trafoya  

ihtiyacı  

var...  

O  

zamanki  

genel  

müdürümüz,  

grup

başkanımız,  

Türkiye'nin  

çok  

önemli  

madencilerinden,  

yurt

dışında  

iyi  

eğitim  

görmüş,  

yurt  

içinde  

madenciliğe  

önemli

katkısı  

olan  

Nezihi  

Berkam'dı.  

Nezihi  

Bey,  

sosyal  

yönden  

çok

güçlü  

bir  

insandı.  

Çok  

eğitici  

bir  

insandı.  

Gittim,  

kendisine

bu  

trafo  

bize  

yetmiyor,  

bize  

daha  

büyük  

trafo  

lazım  

dedim.

Ufku  

geniş,  

ileri  

gören  

bir  

insandı.  

Geldi,  

yeri  

gördü,  

teklifin

ne  

dedi.  

Biz  

kendimiz  

için  

160  

kw'lık  

bir  

trafo  

olsa  

iyi  

olur

dedim.  

  

  

Tamam,  

ileriyi  

de  

düşün,  

al  

sana  

260  

kw'lık  

trafo

dedi.  

Daha  

sonra  

buradan  

tüm  

güllüğe  

elektrik  

verilmeye

başlanıldı.   

1971-1972   

yılları   

o   

zaman.   

O   

zaman   

bir   

tek

lokantası, bir bakkalı, bir fırını vardı Güllüğün.

YOLLARI YAPTIK

Güllüğe  

çok  

faydamız  

oldu.  

Kendilerinden  

çok  

yardım

gördüm.      

Hala      

daha      

bana      

sempatiyle      

baktıklarını

düşünürüm.   

Çok   

iyi   

bir   

diyalogumuz   

oldu   

onlarla.   

Yollar

eksikti.    

Bizim    

Makine    

gücümüz    

çok    

yüksekti.    

Şehrin

içersinde   

yollar   

yaptık.   

Tabi   

bundan,   

maden   

nakliyatını

yapan   

kamyonların   

da   

yararlandığı   

yollar   

oldu.   

Elektrik

direkleri  

hemen  

hemen  

yok  

gibiydi,  

çok  

küçüktü,  

elektrik

direklerini  

büyük  

ölçüde  

getirttik,  

diktik.  

Bu  

hizmetlerden

hem  

Etibank  

yararlandı  

hem  

de  

Güllük  

halkının  

da  

yararına

oldu.  

Güllüklü  

bunu  

çok  

iyi  

bilir,  

takdir  

eder.  

Etibank'ı  

da  

o

nedenle   

iyi   

anar   

diye   

düşünüyorum.   

Etibank'ın   

Güllüğe

gelmesiyle,  

Güllüğün  

nüfusunda  

kısmi  

bir  

artışın  

olduğunu

söyleyebiliriz. 

GÜLLÜK İSKELESİNDE HERGÜN GEMİ OLURDU

O   

zaman   

2-3   

ayda   

bir   

zımpara   

madeni   

götüren

gemiler  

gelirdi.  

Zımpara  

madenleri,  

3  

bin  

ton,  

5  

bin  

tonluk

gemilerle  

giderdi.  

Biz  

yılda  

200  

bin  

ton  

boksit  

üretip  

bunu

yurt  

dışına  

gönderiyorduk.  

Hemen  

hemen  

her  

gün  

limanda

gemi   

olmaya   

başladı.   

   

Aylık   

ortalamamız   

16-20   

bin   

ton

arasında    

değişiyordu.    

O    

gemiler,    

Milas'tan,    

Güllük'ten

ihtiyaçlarını        

karşılıyorlardı.        

Karaya        

sınırlı        

olarak

çıkabiliyorlardı.  

  

Gemi  

personelinin  

dışarı  

çıkması  

belli  

bir

prosedüre  

bağlıydı.  

Benim  

de  

bir  

prensibim  

vardı;  

Etibank'ın

bir   

ihtiyacı   

varsa,   

o   

bu   

yöreden   

karşılanacaksa,   

benin

alacağım   

şey   

burada   

varsa   

buradan   

alırdım.   

Yoksa   

gider

başka  

yerden  

alırdım.  

Büyük  

bir  

fiyat  

farkı  

yoksa  

hep  

yerliyi

tercih ettik.

ETİBANK KÖYDEN KENTE GÖÇÜ BAŞLATTI

Etibank’ın  

Milas’ta  

faaliyete  

geçmesiyle,  

köyden  

kente

de   

göç   

başladı.   

Köyden   

gelip-giden   

işçiler,   

Milas'tan   

ev

tutarak,   

Milas'a   

yerleştiler.   

İşe   

köyden   

değil   

de   

Milas'tan

gelip  

gitmeye  

başladılar.  

  

Biz  

maden  

ocaklarında,  

Nissan

barakaları  

türünde  

barakalar  

kurardık.  

Haftalık  

işçileri  

orada

yatırırdık.      

Bunlar      

içersi      

izolasyonlu,      

sıcağı-soğuğu

geçirmeyen,   

yarım   

daire   

şeklinde   

olan   

sac   

barakalardı.   

 

1971-1972     

yılında     

Bafa-Mersenet'in     

üzerindeki     

Ilbıra

dağının  

tepesinde  

Armutlugöl  

denilen  

yerde  

boksit  

madeni

ocağımız  

vardı.  

Çok  

uzaktı.  

Kuş  

uçmaz-kervan  

geçmez  

bir

yerdi.  

100-150  

kişi  

çalışıyordu  

orada.  

Onları  

her  

gün  

getirip,

götüremezsiniz.  

Onlar  

için  

büyük  

bir  

baraka  

yaptık  

orada.  

O

dağın  

tepesinde  

rüzgarın  

çok  

hızlı  

ve  

sert  

olduğunu  

fark

ettik.  

1972  

yılında  

ben  

oraya  

rüzgar  

enerjisi  

için  

bir  

pervane

koydum.  

Elektrik  

İstasyonu  

için  

aküler  

getirttim  

Ankara'dan.

150    

kişinin    

aydınlatması,    

buzdolabı    

ve    

diğer    

elektrik

ihtiyacını  

karşıladık  

bu  

şekilde.  

O  

zaman  

Türkiye'de  

bu  

olay

pek     

bilinmiyor.     

O     

yıllar,     

Türkiye'de     

bu     

enerjiden

faydalanmasını   

bilen   

çok   

az   

kişiden   

birisiydik   

belki...   

Bu

bölgede bunu ilk uygulayan da bizdik.

Ocak   

olarak   

ilk   

başladığımız   

yer   

Savran'dı.   

Sonra

Damlıboğaz.   

Sonra   

Asınyeni   

köy.   

Asınyeni   

köyün   

devamı

olan   

Küçük   

Çamlıktepe   

ve   

Armutlugöl   

ocakları.   

Bencik,

Kayaderesi   

ocakları.   

   

Selimiye   

Kurudere'deki   

Göbekdağı

ocağı.

İŞÇİLER SİGORTA NEDİR BİLMİYORDU!

İşçilerin         

kendileri         

bile         

farkında         

değildi

sigortalıklarından.   

İnsanlar   

sigorta   

nedir,   

bilmiyordu.   

Ben

bu  

konuyla  

ilgili  

olarak  

ilginç  

bir  

anımı  

anlatayım.  

Güllük'te

çalışırken,  

işçi  

arkadaşlarla  

bir  

pazarlık  

yaptım.  

Ben  

sizi  

işe

alacağım,   

sigorta   

yapacağım,   

sonra   

ücretinizi   

vereceğim

dedim.  

İşçiler,  

hayır  

hayır  

biz  

sigortadan  

anlamayız,  

sigorta

istemeyiz,   

bize   

paramızı   

ver   

yeter   

dediler.   

Baktım   

olacak

gibi    

değil.    

Biz    

bir    

kamu    

kuruluşuyuz.    

Sigortasız    

işçi

çalıştırmak     

olmaz.     

Onlarla     

ben     

oturdum     

anlaştım,

kendilerine  

sigortalı  

olmanın  

yararlarını  

anlattım  

ve  

hepsini

sigorta    

yaptırdım.    

Belirli    

gün    

sayısı    

dolduktan    

sonra

götürdüm   

sigorta   

kâğıtlarını   

dağıttım.   

Sigorta   

kâğıtlarını

alınca  

çok  

sevindiler...  

Daha  

sonra  

karşılaştığım  

işçiler,  

iyi  

ki

bize   

o   

zaman   

baskı   

yaptın,   

sigortalı   

olmamızı   

sağladın,

şimdi   

senin   

sayende   

emekli   

olduk,   

çoluk-çocuk   

geçinip

gidiyoruz...   

Sana   

minnet   

borçluyuz   

derler.   

Bu   

benim   

için

mutluluk  

verici  

bir  

şeydir.  

İnsanların  

sigortalı  

olmaları  

aynı

zamanda   

toplumsal   

anlamda   

insanların   

bilinçlenmesini,

sosyal    

hak    

nedir,    

sosyal    

güvence    

nedir,    

bir    

sağlık

karnesinden  

eşin  

ve  

çocukların,  

bakmakla  

yükümlü  

olduğun

insanların  

sağlık  

hizmetlerinden  

yararlanmasının  

ne  

demek

olduğunu   

öğrendi   

insanlar.   

Bir   

insan   

veya   

çevresindeki

insanlar için bu önemli bir gelişmeydi.

ETİBANK  

OLARAK  

MİLAS  

VE  

GÜLLÜK  

FUTBOLUNA

BÜYÜK DESTEK VERDİK

Yaptığımız  

misafirhanede  

bir  

takım  

günlerimiz  

olurdu.

O   

zamanki   

mülki   

idare   

hep   

yanımızda   

oldu.   

Güllükteki

eşraf,  

büyükten  

küçüğe  

herkes  

bize  

yardımcı  

oldu.  

Spor  

için

önemli  

hizmetlerimiz  

ve  

katkılarımız  

oldu.  

Hem  

Güllükspor

için    

hem    

Milasspor    

için...    

Milas    

boksit    

işletmesinde,

futbolcuları  

alıp  

çalıştırdık,  

iş  

verdik  

kendilerine.  

  

Ben  

aynı

zamanda  

1974-75  

yıllarında  

Milasspor  

kulübü  

başkanlığı  

da

yaptım.   

Yönetimde   

belediye   

başkanı   

Erdal   

Çerçi   

vardı.

Banka   

müdürü   

Salih   

Sernikli   

vardı.   

Ruhi   

Atakan   

vardı.

Günay   

Karadağ,   

Sümerbank'tan   

soyadı   

Keskin   

olan   

biri

vardı.  

Mümtaz  

Birol  

vardı.  

İyi  

bir  

gruptuk.  

Çok  

da  

başarılı

olduk.  

Muğla  

şampiyonu  

olduk.  

Öyle  

bir  

takım  

kurmuştuk

ki,    

yükselme    

maçlarında    

İzmir    

Denizgücü'ne    

yenildik.

Türkiye   

2.   

liglerinde   

futbolcularımız   

oynadı.   

Altay'da   

ve

Aydınspor'da,  

1.  

ligde  

oynadılar.  

Bunların  

içinde  

Güllük'ten

Sami    

vardır.    

Hüseyin    

Kurtuluş    

vardı    

Milas'tan.    

İsmail

Çelikoğlu   

vardı.   

Haydar,   

Mehmet   

Bodur   

vardı.   

Mehmet

Bodur,   

Muğla   

şampiyonu   

olduğumuz   

takımın   

kalecisiydi.

Kaleci   

Sabahattin   

vardı.   

Selimiyeli   

Ali   

İhsan   

vardı.   

Biz   

bu

çocukları  

Etibank'a  

aldık;  

hem  

onların  

mesailerinden  

hem

de futbollarından faydalandık.

FAZLA      

BETONLAŞMASINA      

RAĞMEN      

GÜLLÜK

GÜZELLİĞİNİ KORUYOR

Biz  

buraya  

geldiğimiz  

1970'li  

yıllarda,  

Güllük  

şirin  

bir

yerdi.  

Köydü  

o  

zaman.  

Bize  

ilk  

olarak  

kamuya  

ait  

bir  

yeri

vermişlerdi.   

Ondan   

sonra   

mahfel   

diye   

tanımlanan   

yeri

verdiler.   

Orayı   

düzenledik,   

1.5   

sene   

kadar   

orada   

kaldık.

Kendi   

inşaatlarımız   

bitene   

kadar   

değişik   

yerlerde   

kaldık.

Kendi    

inşaatımız    

bitince    

oraya    

taşındık.    

Bizden    

sonra

mahfel,    

okul    

oldu.    

Güllük    

yavaş    

yavaş    

gelişti.    

Bugün

modern    

bir    

sahil    

kasabası    

oldu.    

Altyapısıyla,    

modern

limanıyla,   

denizden   

baktığınız   

zaman   

görüntüsüyle;   

güzel

bir  

sahil  

beldesi.  

Fazla  

betonlaşmış  

olmasına  

rağmen  

Güllük

güzelliğini,   

doğallığını   

koruyor.   

Güllük,   

hala   

sevimliliğini

devam  

ettiriyor.  

  

Benim  

için  

Güllük,  

ilk  

aşk  

gibi  

bir  

şey.  

Ben

her   

zaman   

Güllüğü   

güzel   

görüyorum.   

Baktığım   

zaman,

Güllük her zaman benim için güzeldir.

GÜLLÜK ÇOK HIZLI BÜYÜDÜ

Güllük  

hızlı  

bir  

şekilde  

büyüdü.  

Hızlı  

büyümenin  

bazı

sancıları  

oluyor.  

Alt  

yapısını  

yapamıyorsunuz.  

İnsanlar  

gelip,

yerleşiyor.  

Dışarıdan  

konuşmak  

kolay,  

ama  

bu  

işleri  

yapmak

gerçekten   

zor.   

Ben   

mühendis   

olduğum   

için   

bazı   

şeylerin

nasıl   

yapılabileceğini   

görüyorum,   

değerlendiriyorum.   

Alt

yapıda  

önemli  

sancılar  

çekti  

burası.  

Ama  

İller  

Bankasından

alınan  

kredilerle,  

yapılan  

yatırımlarla  

belirli  

bir  

noktaya  

geldi

burası.  

Kanalizasyon  

işi,  

tatlı  

su  

işi  

önemli  

bir  

iş.  

Bundan

sonraki   

arkadaşlarımızın   

eksikleri   

gidererek,   

daha   

güzel

şeyler    

yapacaklarına    

inanıyorum.    

Güllük    

için    

belediye

başkanları kendi paylarına düşeni yaptı.

LİMAN, GÜLLÜK TURİZMİNE ÇOK ZARAR VERDİ

Burası    

hiçbir    

zaman    

turistik    

belde    

olamadı.    

Bu

limanın    

burada    

oluşu,    

burayı    

turistik    

belde    

olmaktan

çıkardı.  

1990'lı  

yıllarda,  

burası  

Turizm  

Bakanlığı  

tarafından,

turizm   

bölgesi   

olmaktan   

çıkarıldı.   

Turizmciler   

tarafından

kataloglardan    

çıkarıldı.    

Şimdi    

buraya    

turistler    

her    

yer

dolduğu   

için   

geliyor.   

Turistler   

Güllük   

diye   

bir   

yeri   

pek

bilmiyorlar.  

Havalimanına  

yakın  

oluşu  

bir  

avantaj.  

Turistler

buraya   

geliyor.   

Sonra   

Bodrum'a   

gidiyorlar.   

Turist   

biraz

heyecan  

ister,  

biraz  

eğlence  

ister;  

o  

da  

burada  

yok.  

  

Burası

sakin  

bir  

yer,  

temiz  

bir  

yer.  

Aradıklarını  

bulamıyorlar  

bazı

şekilde.  

İstedikleri  

gibi  

büyük  

oteller,  

5  

yıldızlı  

oteller  

yok

burada.   

Aradıkları   

sahil   

de   

yok.   

Eskiden   

de   

sahili   

yoktu

burasının.  

Güllüğün  

biraz  

yosunlu  

bir  

sahili  

vardır.  

Denize

girmeniz   

için   

biraz   

açılmanız   

lazım.   

Bu   

durum,   

buraya

hizmet   

edenlerin   

bir   

kusuru,   

günahı   

değil   

ki...   

   

Buranın

jeolojik yapısı, topoğrafik yapısı böyle.

GÜLLÜK’ÜN SİVRİSİNEKLERİ

Burada   

sivrisinekler   

gerçekten   

çoktu;   

rahatsız   

edici

miktar   

ve   

boyutlardaydı.   

Herkes   

bunun   

kaynağının   

bir

yerler  

olduğunu  

söylerdi.  

Kimi  

zeytinlikler,  

dalyan  

derdi...

Bana  

göre  

biraz  

da  

bunun  

kaynağında  

insanların  

kendileri

vardı.  

  

  

Bir  

arıtma  

yoktu.  

Fosseptikler  

kuralına  

uygun  

değildi.

Uzun  

yıllar  

vidanjör  

yoktu  

burada.  

Kimse  

bakmadı  

buralara.

Kimse    

sivrisineğin    

kaynağı    

olan    

yerleri    

ilaçlamadı.    

Bu

önemli   

bir   

eksiklikti.   

Sonraları   

belediyenin   

sinekle   

etkin

mücadelesi   

ve   

insanların   

kendi   

fosseptiklerini   

ilaçlaması

sonucu; sivrisinekler hemen hemen yok oldu, çok azaldı.

Bizim  

buraya  

geldiğimiz  

1970'li  

yıllarda  

çok  

sivrisinek

vardı.   

Cibinliksiz,   

açık   

pencereli,   

   

   

telsiz   

pencereleri   

olan

yerlerde    

yatmak,    

uyumak    

mümkün    

değildi.    

O    

zaman

sivrisinekle   

mücadele   

yoktu.   

Etkili   

ilaçlar   

da   

yoktu.   

Ne

yapacaktınız;   

ateş   

yakıp,   

tezek   

yakıp,   

dumanıyla   

onları

kovacaktınız. Böyle ilkel yöntemler geçerliydi o zaman... 

5 YIL İŞLETME MÜDÜRLÜĞÜ YAPTIM

Ben  

işletmeyi  

kurduktan  

sonra  

burada  

5  

sene  

müdür

olarak  

kaldım.  

Biz  

her  

sene,  

200  

bin  

ton  

civarında  

boksit

ürettik  

ve  

ihraç  

ettik.  

İhracat  

Sovyetler  

Birliğine  

yapılıyordu;

Seydişehir'in   

kredisine   

karşılık.   

Ona   

mahsup   

ediliyordu.

Bizim    

bu    

ihracatımız    

ülkeye    

önemli    

bir    

döviz    

girdisi

sağlıyordu.  

  

1975'de  

ben  

buradan  

ayrıldım.  

Fethiye-Göcek'te

Üçköprü    

Krom    

İşletmesine    

Müessese    

Müdürü    

olarak

geçtim.  

Osmanlı  

İmparatorluğu  

zamanından  

beri  

çalışan  

bir

işletme.  

  

3  

yıl  

da  

orada  

görev  

yaptım.  

  

  

Sonra  

Antalya  

Ferro

Krom  

ve  

Karpit  

Fabrikalarının  

Genel  

Müdürlüğüne  

atandım.

İki  

sene  

orada  

çalıştım.  

Daha  

sonra  

Seydişehir  

Alüminyum

Tesislerinin  

başında,  

grup  

başkanı  

ve  

genel  

müdür  

olarak

kaldım.   

1987'ye   

kadar   

8   

sene   

orada   

kaldım.   

1987'den

emekli    

olduğum    

2003    

tarihine    

kadar,    

Karadeniz    

Bakır

İşletmelerinin   

Genel   

Müdürü   

olarak   

çalıştım.   

   

Merkezi

Ankara'daydı.   

İşletmeleri   

Küre'de,   

Samsun'da,   

Murgul'da

bakır   

fabrikaları   

olan,   

Trabzon'da,   

Sürmene   

'de   

maden

ocakları   

olan,   

Hopa'da   

işleme   

tesisleri   

olan,   

Tirebolu'da,

Harşit'te,    

Kızılkaya'da    

maden    

ocakları    

olan    

büyük    

bir

işletmeydi. 

DÜNYA       

MADENCİLİK       

KONGRESİNİN       

DAİMİ

DELEGESİYİM

14-15  

senedir  

Dünya  

Madencilik  

Kongresi  

Türk  

Milli

Komitesinin   

başkanıyım.   

O   

görevi   

de   

devam   

ettiriyorum.

Türkiye'nin,       

Dünya       

Madencilik       

Kongresinin       

daimi

delegesiyim.   

Her   

sene   

yapılan   

toplantılara   

düzenli   

olarak

Milli  

Komiteyi  

temsilen  

katılıyorum.  

2011  

yılında,  

İstanbul'da

yapılacak      

olan      

Dünya      

Madencilik      

Kongresinin      

de

başkanıyım.   

İnşallah   

onu   

da   

ülkemize   

yakışır   

bir   

şekilde

gerçekleştiririz.  

Böyle  

kongrelerin,  

böyle  

fuarların;  

ülkemizin

madencilik    

alanında    

arz    

ettiği    

üretimlerinin    

daha    

iyi

satılmasını,      

yeni      

teknolojilerin      

Türkiye'ye      

girmesini

sağlayan,    

ihracatı    

arttıran,    

Türkiye'nin    

döviz    

girdisini

arttıran, etkileri olur, bunlara hizmet eder.

OTELİMİZLE    

GÜLLÜK'TE    

TURİZMİN    

GELİŞMESİNE

KATKIDA BULUNDUK

Biz  

kalabalık  

bir  

aileyiz.  

Benim  

küçüğüm  

Almanya'da

turizmle    

ilgileniyor;    

otelleri    

var.    

İki    

kardeşim,    

Alman

üniversitelerinde  

öğretim  

üyesi.  

Onlar  

iktisatçı.  

Bir  

kardeşim

Sağlık     

Bakanlığında     

çalışıyor.     

Eczacılık     

tahsil     

etmişti

Almanya'da.  

Bir  

kız  

kardeşim  

Hollanda'ya  

yerleşti.  

Bu  

otelin

arsasını    

1970    

yılında    

almıştım.    

Buraya    

otel    

yapmayı,

Almanya'daki  

kardeşim  

önermişti.  

Bu  

otele(İkont  

Otel)  

biz

yedi  

kardeş  

ve  

iki  

Alman  

ortağıyız.  

Ben  

arsa  

sahibi  

olarak  

bu

otele   

ortak   

oldum.   

Bir   

aile   

şirketi   

ama   

iki   

de   

Alman   

var

aramızda.  

Burası  

36  

odası  

olan  

72  

yataklı  

bir  

otel.  

  

Otel  

işi

başlangıçta  

epey  

iyi  

gitmişti.  

Yaz-kış  

çalışıyordu.  

Daha  

sonra

burası  

turizm  

listelerinden  

çıkarıldığı  

için  

pek  

turist  

gelmez

oldu   

buraya.   

Sonraları   

sadece   

yazları   

çalışmaya   

başladı.

Burada  

işi  

olan  

iş  

sahipleri  

veya  

iş  

adamları  

gelip  

burada

kaldılar.    

Bu    

nedenle    

yazın    

açıyoruz,    

kışın    

kapatıyoruz.

Güllüğün  

ilk  

turistik  

oteliydi  

bu  

otel.  

Güllüğe  

turizmi  

getiren

ilk  

oteldir.  

Bu  

otelin  

Güllüğü  

tanıtan  

önemli  

faaliyetleri  

oldu.

Ailecek  

bizim  

bu  

yönde  

Güllüğe  

bir  

hizmetimiz  

oldu.  

Ben

çalışıyordum ama kardeşlerim ve oğlum burada görev yaptı.

KARDEŞ ŞEHİR İLİŞKİLERİ

Milas  

ve  

Güllük'le  

Almanya'daki  

bazı  

şehirlerarasında

kardeş  

şehir  

ilişkileri  

kuruldu.  

Onları  

benim  

Almanya'daki

kardeşlerimle  

oğlum  

Yusuf  

Sami  

Kont  

sağladı.  

Kardeş  

şehir

ilişkileri;    

kültürler    

arası    

diyalogları    

sağlayan,    

kültürleri

karşılıklı   

olarak   

zenginleştiren,   

karşılıklı   

bilgi   

alışverişini

sağlayan,  

dostlukları  

pekiştiren  

sosyal  

faaliyetlerdir.  

Eskiden

beri   

Almanlar,   

Türkleri;   

Türkler,   

Almanları   

sever.   

Geçmiş

zamanlarda,  

Osmanlı  

ile  

Almanya  

arasında  

önemli  

bağlar

vardı.  

Bu  

hep  

devam  

etti.  

  

Almanya'dan  

Güllüğe  

gelip  

giden

insanlarda  

bir  

Güllük  

sevgisi  

olduğunu  

fark  

ettik.  

Biz  

bunu

kardeş  

şehir  

ilişkilerine  

dönüştürmek  

istedik.  

Bu  

öneri  

de

Almanlardan    

geldi.    

Onlar    

kardeş    

şehir    

olalım    

dediler.

Bunların   

içinde   

önemli   

isimler   

vardı.   

Bundan   

2-3   

dönem

önce  

Almanya'da  

iktidar  

olan  

partinin  

genel  

başkanı  

gelip

bizim   

bu   

otelde   

kaldı.   

Alman   

Sosyal   

Demokrat   

Partinin

genel   

başkanıydı   

o   

ve   

aynı   

aynı   

zamanda   

Almanya'daki

kardeşimin  

de  

yakın  

dostuydu.  

Alman  

bakanlar  

geldi,  

bu

otelde   

kaldı.   

Bu   

bakan,   

Schröder'in   

kabinesinde   

Maliye

Bakanıydı,  

sonra  

istifa  

etti.  

Güllük’ün  

Almanya’daki  

kardeş

şehrinin  

ismi  

Nurtingen.  

Oğlum  

Sami  

Kont'un  

aracılığıyla,

geçtiğimiz      

yılarda,      

Güllük      

Belediye      

Başkanı,      

Milas

Kaymakamı  

ve  

bir  

grup;  

Nurtingene  

gittiler.  

Orada  

bir  

hafta

kaldılar.   

Gezi   

ve   

incelemelerde   

bulundular   

orada.   

Sonra

onlar  

Güllük’e  

geldiler,  

bir  

hafta  

kaldılar.  

Çevreyi  

gezdiler.

Bizim   

otelde   

misafir   

ettik   

onları.   

Böylece   

kardeş   

şehir

ilişkileri   

yaşandı.   

Tabi   

bunun   

devam   

ettirilmesinde   

yarar

var.  

Zannedersem  

bu  

sene  

de  

bu  

ziyaretler  

karşılıklı  

olarak

yaşanacak.

AHŞAP TEKNE VE YAT YAPIMI YAŞATILMALIDIR

Güllük'te   

ahşap   

tekne   

ve   

yat   

yapımı   

yaşatılmalıdır.

Bunun,    

Güllüğün    

tanıtılmasında    

çok    

önemli    

bir    

rolü

olacaktır.  

Bu  

faaliyetin  

geliştirilmesi  

gerektiğini  

düşünürüm

ve  

hatta  

tavsiye  

ederim.  

Gönlüm  

öyle  

arzu  

ediyor.  

Ben  

bir

madenciyim,    

maden    

mühendisiyim.    

Ama    

güllüğün    

bir

maden  

şehri,  

bir  

sanayi  

kenti  

özelliğinden  

daha  

ziyade  

bir

turizm  

beldesi  

olarak  

tanınmasını  

isterim.  

Gulet  

yapımı  

da

zaten   

bu   

turizmin   

içinde   

değerlendirmek   

gerekiyor.   

Bu

nedenle,   

Güllük   

Limanının   

da   

Güllük   

dışına   

çıkarılması

gerektiğini  

düşünürüm.  

Limanın  

Güllük  

dışına  

çıkarılması  

iyi

oldu.   

Güllüğün   

içi   

kamyon   

garajı   

gibiydi.   

Maden   

taşıyan

kamyonların  

tozundan  

geçilmiyordu.  

Tozdan  

ve  

gürültüden

kurtulduk.  

Bu,  

iyi  

bir  

adım,  

iyi  

bir  

aşama.  

Bence  

bu  

limanın

daha   

ileriye,   

açık   

denize   

götürülmesi   

lazım.   

Şu   

koydan,

Güllük   

limanının   

çıkarılması   

lazım.   

   

   

Burasının   

tamamen

marina  

ve  

turizm  

bölgesi  

haline  

getirilmesi  

lazım.  

Buralar

çok  

güzel  

yerler.  

Bunun  

kıymetinin  

bilinmesi  

lazım.  

Liman

yapılacak    

daha    

başka    

yerler    

bulunabilir.    

Bu    

turizm

değerlerini bazı şeyler uğruna heba etmemek gerekiyor.

ETİBANK'IN    

BİNALARI    

ÜNİVERSİTE    

VE    

KONGRE

MERKEZİ HALİNE

GETİRİLMELİDİR

Etibank'ın  

şu  

andaki  

yeri,  

atıldır  

yani  

boş  

durmaktadır.

30  

bin  

metrekarelik  

bir  

yer.  

İçinde  

29  

tane  

bina  

var.  

Eskiden

misafirhane  

olarak  

kullanılan  

çok  

büyük  

bir  

yer  

var  

burada.

Burası  

üniversite  

olmak  

için  

biçilmiş  

kaftan.  

Çok  

uygun  

bir

yer,   

bu   

iş   

için.   

Burasının   

turizme   

hizmet   

edecek,   

turizm

dallarında,   

tekne   

yapımcılığı   

dalında,   

su   

ürünleri   

dalında

olmak  

üzere  

3  

ana  

dalda  

üniversitenin  

hizmetine  

vermek

gerekiyor.    

Yetkililerin    

burayı    

mutlaka    

Etibank'tan    

bağış

yoluyla  

almaları  

gerekiyor.  

Bu,  

bana  

göre  

Güllük  

tarihinde

önemli  

bir  

olay  

olacaktır.  

Güllük  

için  

önemli  

bir  

atılım  

ve

gelişme  

olacaktır.  

Burası  

büyütülürse,  

güllük  

için  

bir  

kongre

merkezi   

haline   

getirilebilir   

bazı   

yerler.   

Kongre   

merkezi,

Güllüğün    

gelişmesini    

çok    

büyük    

oranda    

pozitif    

olarak

etkiler.  

Kongre  

turizmi  

için  

gelen  

insanlar  

önemli  

paralar

harcayan   

insanlardır.   

Bunlar,   

konaklama,   

yeme-içme   

gibi

konularda   

Güllüğe   

önemli   

parasal   

girdiler   

sağlayacaktır.

Buraya  

gelen  

insanlar  

elit  

insanlardır,  

yetişmiş  

insanlardır,

bilim   

insanlarıdır.   

Bu   

tür   

faaliyetler,   

Güllüğe   

çok   

büyük

kazançlar sağlar.

GÜLLÜK BUNDAN SONRA NASIL GELİŞMELİ?

Güllük,    

kesinlikle    

sanayiyi    

bir    

kenara    

bırakmalı.

Sanayiyi  

biraz  

dışarı  

almalı.  

Liman  

da  

buradan  

kaldırılmalı.

Limanının,   

bu   

körfezin   

dışında   

açıkta   

bir   

yere   

taşınması

lazım.     

Balıkçıların     

taşınmasını     

sağladılar,     

limanın     

da

taşınması   

gerekir   

diye   

düşünüyorum.   

Bu   

liman   

burada

oldukça,   

bu   

gemiler   

buraya   

geldikçe;   

Güllük   

körfezi   

bu

kirlilikten    

kurtulamaz    

ve    

buraya    

turist    

gelmez.    

Güllük

körfezinin   

kirliliğinde   

gemilerin   

de   

payı   

var;   

yok   

değil.

Bunları   

düşünmek,   

göz   

önünde   

bulundurmak   

ve   

uzun

vadede  

çözüm  

bulmak  

gerekiyor  

diye  

düşünüyorum.  

Benim

gönlüm;   

Güllük   

gibi   

güzel   

bir   

yerin,   

harika   

bir   

yerin;

sanayide   

eritilmemesi,   

bu   

tür   

faaliyetlerden   

dolayı   

zarar

görmemesi, kaybolmamasıdır. 

Güllük    

için    

sonuç    

olarak    

şunu    

söyleyebilirim:

 

Güllük   

sahip   

olduğu   

doğal   

güzellikleri   

korumalı.   

Körfezin

temiz    

kalması    

sağlanılmalı    

ve    

körfezin    

güzelliklerinden

yararlanılmalı.     

Etibank'ın     

tesislerinde,     

Güllüğün     

doğal

ortamına  

ve  

kültürel  

kimliğine  

uygun  

düşen  

bazı  

bölümler

Muğla  

Üniversitesi  

bünyesinde  

hayata  

geçirilmelidir.  

İlave

inşaatlarla    

Etibank    

tesislerinde    

Kongre    

Merkezi    

Projesi

gerçekleştirilebilir.  

Güllük’ün  

girişindeki  

maden  

işletmeleri

gözden  

uzak  

olan  

yerlere,  

biraz  

daha  

içerilere  

kaydırılmalı.

Benim hayalimdeki Güllük bu...

Diğer sayfalar için tıklayınız Diğer sayfalar için tıklayınız