GSM: 0.542.535 51 71   |   e-Posta:                     
© Nevzat Çağlar TÜFEKÇİ / Milas - 2017 - 2019
www.milas.org.tr  

SÖZLÜ TARİH - 3

Konu: Dr. Sezai Nafiz ÇOMO (Milas)

Konuk: Talat AYAZ - Ahmet DEMİRKOL - Ali SAĞIROĞLU / Röportaj: Nevzat Çağlar TÜFEKÇİ

Dr. Sezai Nafiz ÇOMO

Hekim  

ve  

siyasetçi  

olarak  

Milas'ta  

iz  

bırakan  

bir  

isimdir,  

Dr.  

Sezai  

Nafiz  

Çomo.

Eski  

siyasetçiler  

ve  

özellikle  

CHP'liler  

onun  

mücadeleciğini  

anlata  

anlata  

bitiremezler.

O’nun   

militan   

ruhuna   

ve   

mücadeleci   

kişiliğine   

hayranlıklarını   

dile   

getirirler.   

O   

halk

arasında  

“Arnavut  

Doktor”  

olarak  

bilinir.  

Demokrat  

Partili  

Turan  

Akarca’nın  

CHP’lilere

seslenirken,   

“Sizi   

gidi   

Çomoistler!”   

dediğini   

bugün   

gibi   

hatırlar   

eski   

partililer   

ve

Çomo’dan    

saygı    

ile    

söz    

ederler    

hep.    

Çomo;    

çevirmen,    

gazeteci,    

televizyoncu,

Galatasaray   

eski   

yöneticisi   

Aziz   

Üstel’in   

dedesidir.   

İşte   

O'nu   

tanıyanların   

ağzından

Çomo…

***

Talat AYAZ (Emk. Öğretmen)

Dr.  

Sezai  

Nafiz  

Çomo,  

tam  

bir  

halk  

adamıydı.  

Gerek  

politikacı  

olarak,  

gerekse

doktor  

olarak,  

Milas’ın  

tüm  

köylerine  

en  

az  

10’ar  

defa,  

15’er  

defa  

at  

sırtında  

gitmiştir.

Milas’ı  

Çukurköy’den  

Kultak’a  

kadar  

çok  

iyi  

bilen  

bir  

insandır.  

Arnavutluk’tan  

gelmiştir.

Kral  

Zogo’ya  

karşı  

isyan  

ettiği  

için  

oradan  

kaçıyor,  

Türkiye’ye  

geliyor.  

O  

zaman  

daha

genç   

bunlar;   

20-22   

yaşlarında.   

O   

zaman   

Milas’ta   

ne   

doğru   

dürüst   

doktor   

ne   

de

bugünkü  

gibi  

hastane  

var.  

Bir  

Hükümet  

Tabipliği  

var.  

Dr.  

Sezai  

aslında  

bir  

pratisyen

hekimdi   

ama   

o   

bir   

Kadın   

Doğumcu,   

bir   

Dahiliyeci,   

bir   

Cerrah   

gibi   

her   

konuda

hastalarına  

müdahale  

ederdi.  

Biraz  

da  

kendisini  

geliştirmişti.  

Çünkü  

o  

zaman  

burada

branş doktorları yoktu.

Politikada  

uzun  

süre  

CHP  

içinde  

yer  

aldı.  

Hep  

ilçe  

başkanlığı  

yaptı.  

CHP  

Genel

Başkanı   

İsmet   

İnönü’yle   

çok   

iyi   

ilişkiler   

içinde   

olan   

birisiydi.   

Alçak   

gönüllüydü.

Akarcalarla  

çok  

büyük  

siyasi  

çekişmeleri  

oldu.  

Akarcalar,  

DP’liydi.  

DP  

kazandığı  

zaman

onun   

evinin,   

muayenehanesinin   

önünde   

davullar-zurnalar   

çaldırılırdı.   

   

O   

aldırış

etmezdi.   

Hoşgörülüydü.   

Ama   

inatçı   

birisiydi,   

pes   

etmezdi.   

Mücadele   

etmeyi   

çok

severdi.   

Demokrat   

Partililer   

onun   

örgütçülüğünden,   

politikadaki   

inatçılığında   

çok

çekinirlerdi. İhtilalci bir ruha sahipti. Korkmazdı, cesurdu.

Ben  

kendisini  

çok  

severim.  

Benim  

çocuklarımın  

doktoruydu.  

Milas’ta  

o  

zamanlar

doktor   

yoktu.   

Bakma   

sen   

şimdi,   

her   

taraf   

doktor.   

Eli   

öpülecek   

bir   

doktordu.   

Çok

yardım  

severdi.  

O  

zaman  

araç  

yok.  

Hastalarına  

at-eşek  

  

sırtında  

gider,  

gelirdi.  

Onun

zamanında  

bir  

Servet  

(Akgün)  

doktor  

vardı.  

O  

da  

Arnavut’tu.  

Sezai  

doktorla  

birlikte,

Arnavutluk’tan  

geldiler.  

Bir  

de  

Dr.  

Hilmi  

vardı.  

Daha  

sonra  

Abdülkadir  

Çorbacı  

geldi.

Sonra Dr. Macit(Özer) geldi. Sonra Yahudi Doktor Amato geldi.

Ben  

Çamköy’de  

öğretmenlik  

yapıyorum.  

Benim  

4  

günlük  

bebeğim  

vardı.  

İsmi

Erkan’dı.  

Bir  

baktım,  

Ören  

tarafından  

at  

ile  

geliyor.  

Ben  

yolda  

bekliyordum.  

Kendisini

durdurdum.  

Çocuğumun  

hasta  

olduğunu  

söyledim,  

kendisine.  

Hemen  

bizim  

eve  

geçti.

Çocuğa  

baktı.  

Çocuğa  

baktıktan  

sonra,  

iğne  

yaptı,  

hap  

verdi.  

Çantasında  

dolu  

iğne  

ve

haplarla,  

ilaçlarla  

giderdi.  

Gittiği  

yerdeki  

hastalara  

bakar,  

onlara  

derdine  

çare  

olmaya

çalışırdı.   

Ben   

tabi   

o   

zaman   

gencim,   

yeni   

evli   

sayılırım.   

Sezai   

doktor   

bebeğimize

baktıktan  

sonra,  

“doktor  

bey  

borcumuz  

ne?”  

dedim.  

Bunun  

üzerine,  

“çocukları  

güzel

okut!”  

dedi  

bana.  

Para  

almadı.  

“Çocukları  

güzel  

okut”  

demesi  

çok  

anlamlıydı  

ve  

bu  

söz

benim  

üzerimde  

çok  

önemli  

bir  

etki  

yarattı.  

Mesleki  

yaşamım  

boyunca  

bu  

sözü  

hiç

unutmadım ve çocuklara en iyi şekilde eğitim vermeye çalıştım.

Hasta   

olduğu   

ve   

çağrıldığı   

zaman,   

gece-gündüz,   

hangi   

saat   

olursa   

olsun

kalkmamazlık  

yapmazdı.  

Dayım  

Mehmet  

Emin  

Soydan’ın  

annesi  

benim  

ninem.  

Çok  

ağır

hasta  

oldu.  

Doktor  

çağırmak  

için,  

ben  

o  

zaman  

Çamköy’den  

buraya  

kadar  

yürüyerek

geldim.  

Buraya  

geldikten  

sonra  

bir  

cip  

tuttum  

ve  

Sezai  

Beyi  

köye  

götürdüm.  

Nineme

gerekli   

iğneleri   

yaptı,   

ilaçlarını   

verdi.   

Onu   

köyden   

uğurlarken,   

“Hayırlı   

yolculuklar”

dedim.  

Onu  

uğurlarken  

arabanın  

olduğu  

yer  

kalabalıktı.  

Orada  

tartışma  

gibi  

bir  

şey

vardı  

sanırım.  

Ortam  

biraz  

gergindi.  

Ben,”Hayırlı  

yolculuklar”  

deyince;  

o  

bana,  

“burada

hayırlı  

yolculuk  

denir  

mi?”  

dedi  

sert  

bir  

üslupla.  

“Şu  

kalabalıktan,  

şu  

musibetten  

bir

kurtulalım, ondan sonra hayırlı yolculuklar dilersin” dedi. Çok değişik bir insandı. 

Arnavutluk’tan  

gelip,  

Milas’a  

çok  

büyük  

hizmetler  

veren  

kişidir.  

Halk  

için  

Milas’ın

zenginleriyle  

tek  

başına  

uğraşmıştır.  

Hayır  

işlerinde  

de  

çalışırdı.  

Halk  

yararına  

herhangi

bir  

şey  

mi  

yapılacak;  

zenginlerden  

para  

toplardı.  

Koparmasını  

da  

bilirdi.  

İkna  

yeteneği

çok güçlüydü.

Bir   

kişi   

olarak,   

kendinizi   

başkalarına   

kabul   

ettirmek   

istiyorsanız,   

önce   

kendi

hatalarınızı    

kabul    

etmeli,    

bunları    

düzeltmeye    

çalışmalısınız    

derdi.    

Başkalarını

eleştirirken, siz de hatalarınızdan arınmış olmalısınız derdi.

***

Ahmet DEMİRKOL

1926  

doğumluyum.  

1946’da  

asker  

oldum.  

48’de  

askerden  

geldim.  

49’da  

CHP’ye

kaydımı  

yaptırdım.  

49’da  

nişanlandım,  

50’de  

evlendim.  

CHP’nin  

muhtelif  

çalışmalarında

bulundum,  

yönetiminde  

yer  

aldım.  

Başkan  

olmadım  

ama  

başkan  

yardımcısı,  

yönetim

kurulu  

üyesi  

oldum.  

Dr.  

Sezai  

Bey,  

o  

zaman  

bizim  

ilçe  

başkanımızdı.  

O  

zaman  

Milas’ta  

3

tane  

doktor  

vardı.  

Bunlar  

Dr.  

Sezai,  

Dr.  

Servet  

ve  

Dr.  

Hilmi.  

Rahmetli  

Sezai  

Bey  

yıllarını

bu  

partiye  

verdi.  

Doktora,  

“hadi  

sen  

belediye  

başkanı  

adayı  

ol”  

desen  

kabul  

etmez,

“hadi  

sen  

Milletvekili  

aday  

ol”  

desen  

kabul  

etmez.  

Aslında  

aday  

olsa,  

belediye  

başkanı

da  

olur,  

milletvekili  

de.  

Mesleği  

açısından  

zaten  

daima  

halkla  

içiçe.  

Bir  

de  

çok  

güzel

konuşurdu,   

iyi   

bir   

hatipti.   

Gür   

bir   

sesi   

vardı.   

   

   

Hiçbir   

yere   

aday   

olmaz,   

ama   

ilçe

başkanlığı  

da  

bırakmazdı.  

İlçe  

başkanı  

olmak  

onun  

için  

en  

büyük  

mutluluktu  

herhalde.

İlçe   

başkanlığını   

çok   

severdi.   

O   

varken,   

ilçe   

başkanlığına   

başka   

aday   

da   

çıkmazdı.

Belediye başkanlığı için Milletvekilliği için o kadar ısrar ederiz; katiyen kabul etmezdi.

Lafını  

hiç  

esirgemezdi.  

En  

son  

söyleyeceğini  

en  

başta  

söylerdi.  

Dobra  

birisiydi.

Buna   

bir   

örnek   

vereyim   

size.   

CHP’nin   

Ankara’da   

Kurultayı   

var.   

Oraya   

gidiliyor.

Kurultay’da  

ön  

sırada  

İsmet  

paşa  

oturuyor.  

Sezai  

Çomo,  

geliyor  

İsmet  

paşa’nın  

yanına

ve başlıyor konuşmaya:

-“Paşam paşam, bu sefer size oy vermedim!”

İsmet    

Paşa,    

neden    

der    

gibi    

şöyle    

bir    

Çomo’ya    

bakıyor.    

Paşa    

Çomo’nun

samimiyetini,   

kendisine   

olan   

bağlılığını   

bilmektedir   

çünkü.   

Çomo,   

iyi   

bir   

partilidir,

mücadeleci bir insandır. İnönü bunu çok iyi bilmektedir.

-Neden?

-Mevkisine layık olmayan adamlara mevki verdiğin için!

-Mesela…

-Nihat Erim.

İnönü o zaman şöyle diyor:

-Denemek lazım, denemek lazım…

Daha   

sonra   

Sezai   

Çomo,   

1963   

kurultayında,   

İnönü’yle   

arasında   

geçen   

bu

diyalogu, yakın çevresindeki partililere, bizlere anlattı.

Sezai   

Bey’in   

doktorluğu   

halk   

arasında   

çok   

yaygın   

ise   

de   

bazı   

konularda   

bilgi

bakımından  

yeterli  

değildi.  

  

Bazı  

hastaları  

ölüm  

vakasıyla  

karşılaşmıştır.  

Onları  

başka

yere   

göndermezdi.   

İllaki   

kendisi   

tedavi   

etmek   

isterdi.   

Kendisi   

uzman   

bir   

doktor

olmadığı   

için   

bazı   

konularda   

yetersiz   

kalıyordu.   

Doktor   

olarak   

tek   

hatası,   

tedavide

ısrarcı olmasıydı.  Hatta annem bile bunlardan birisidir.

Fakat    

iyi    

yanı,    

nerede    

hasta    

var    

oraya    

giderdi.    

Nerede    

Ören’de,    

nerede

Çomakdağ’da...  

Hastalarına  

ulaşmak  

için  

hiç  

üşenmezdi.  

Oralara  

nasıl  

giderdi?  

Hep

atla…  

O  

zaman  

başka  

bir  

araç  

yok…  

Hasta  

yakını  

atı  

getiriyor,  

onun  

atıyla  

gidiyor.  

Kendi

atı  

yok  

tabii.  

Her  

zaman  

bıkmadan,  

usanmadan  

bu  

yerlere  

giderdi.  

İnsanlar  

onu  

çok

severdi.

Doktor,   

boğazına,   

sağlığına   

çok   

dikkat   

ederdi.   

Çok   

yemeklerinde   

bulundum.

Doktor,  

haşlanmış,  

yağsız  

tavuk  

göğsünden  

başka  

bir  

şey  

yemezdi.  

Çay  

olarak  

da,

şekersiz,     

ıhlamur     

veya     

sıcak     

su     

içerdi.     

Ben     

evinde     

rasgelmişimdir;     

sabah

kahvaltılarında,  

çökelek  

peynirin  

içine  

bal  

koyar,  

ekmeksiz  

onu  

yerdi.  

Sigara  

içmezdi,

sigara  

içene  

çok  

kızardı.  

Sağlığa  

çok  

önem  

verirdi.  

Etrafına  

hep  

öğüt  

verirdi:  

“Aman

yağlı  

yemeyin!  

Aman  

şunu  

yapmayın,  

aman  

bunu  

yapmayın”  

diye.  

Onun  

iki  

kızı  

vardı;

Yekta    

ve    

Berrin    

isimli.    

Sezai    

Çomo,    

DP    

milletvekili    

Muammer    

Çavuşoğlu’nun

bacanağıdır.

Hatta    

bir    

gün    

Sezai    

Bey,    

Çavuşoğlu’na    

demiş    

ki;    

“Bacanak,    

yavvv,    

iyiye

gitmiyorsunuz, bu gidiş iyi değil, gel sen bu işten, bu sevdadan vazgeç.” 

Çavuşoğlu   

da   

ona   

şöyle   

demiş:   

“Dere   

geçerken   

at   

değiştirmek   

biraz   

zor.   

Bu

olanlara katiyen taraftar değilim. Ama devam edeceğim, devam etmek zorundayım.”

Ben    

ara    

sıra    

Sezai    

Bey’in    

muayenehanesine    

giderdim.    

Şimdiki    

Kızılay’ın

çaprazındaydı.  

Evi  

de  

muayenehanesinin  

üstündeydi.  

Baktım  

orada  

sarı  

çizmeli,  

damalı

ceketli  

birisi  

var.  

Oradaki  

kalabalığa  

muazzam  

bir  

konuşma  

yapıyor.  

Ben  

de  

dinlemeye

başladım.  

Bir  

hatip  

gibi  

konuşuyordu.  

Kim  

bu  

kişi  

diye  

merak  

etmeye  

başladım.  

.  

Bir

ara   

doktor   

dışarı   

çıktı.   

Doktora,   

“Amca   

yavvv,   

kim   

bu   

diye?”   

sordum.   

“Bizim   

il

başkanlığına  

adaylığını  

koyacak  

olan  

Turan  

Şahin”  

dedi.  

“Bunlar  

ne  

yapıyor  

burada”

dedim.  

“Onlar  

Çandır  

Köprüsünü  

yapıyorlar”  

dedi.  

Çok  

güzel  

konuşma  

yapıyordu.  

“Bu

kişi   

il   

başkanlığını   

kazanır”   

dedim   

kendi   

kendime…   

Ve   

daha   

sonra   

Turan   

Şahin   

il

başkanlığını  

kazandı.  

O  

il  

kongresinde  

Kasım  

Gülek  

bir  

konuşma  

yaptı.  

Turan  

Şahin  

de

bir  

konuşma  

yaptı.  

Ben  

Sezai  

Çomo’yla  

sonuna  

kadar  

birlikte  

oldum.  

Ben  

hep  

onun

yönetimindeydim.   

Bir   

ara   

Şemsettin   

Günaltay   

geldi   

buraya.   

Yeni   

sinemada   

bir

kongremiz vardı kışlık ‘Yeni Sinema’da.

Yönetimdeki  

ve  

dışarıdaki  

bazı  

partililer  

olarak  

doktor  

amcaya  

karşı  

bir  

oyun

oynayalım,  

onu  

düşürelim,  

onun  

yerine  

başka  

birini  

başkan  

çıkaralım  

dedik.  

Bu  

planı

gizlice  

uygulamaya  

karar  

verdik.  

Haberi  

olsa  

buna  

izin  

vermez  

ve  

kimse  

de  

ona  

karşı

gelemezdi.    

Partililer    

olarak    

onun    

otoritesinden    

çekinirdik.    

İlçe    

yönetimi    

biraz

değişikliğe  

uğrasın  

diye,  

böyle  

bir  

şey  

yapalım  

dedik.  

Ben  

bildim  

bileli  

ilçe  

başkanı

oydu. Ben diyeyim 15, sen de 20 sene.

İlçe  

başkanı  

adayı  

olarak  

Avukat  

Abdurrahim  

Soykan’ı  

çıkardık.  

Bu,  

70’li  

yıllardan

önceydi.  

Dr.  

Sezai  

de,  

muayenehanesinde,  

ameliyatta.  

Sezai  

Bey’in  

aklından  

karşısına

rakip  

çıkacağı  

hiç  

geçmiyor.  

Belki  

de  

bunun  

için  

rahat  

davranıyor.  

Biz  

de  

onun  

orada

olmayışını fırsat bilerek, onu devireceğiz…

Doktor,   

bu   

durumu   

nasıl   

duyduysa   

duymuş;   

hastasını   

ameliyat   

masasında

bırakarak,   

üstünde   

kanlı   

ameliyat   

elbisesiyle   

hışım   

ve   

öfkeyle   

bir   

geliyor   

ki,   

orada

durmak  

ne  

mümkün.  

Ben,  

“Kaçın,  

şimdi  

bu  

bizim  

iflahımızı  

keser”  

dedim.  

Biz  

hepimiz,

onun   

hışmına,   

gazabına   

uğramamak   

için   

bir   

kenara   

saklandık.   

Karşısına   

çıkmaya

cesaret   

edemiyoruz,   

korkuyoruz   

kendisinden.   

Öfkelendiği   

zaman   

çok   

sert   

olurdu

doktor; o haliyle ağzına geleni söylerdi. İnsanı lafıyla döverdi.

Hışımla  

kongre  

salonuna  

girdi,  

açtı  

ağzını  

yumdu  

gözünü  

ve  

kendisini  

devirmek

isteyenlere   

ağzına   

geleni   

söyledi.   

“Kim   

yaptı   

bunu,   

kim   

düşündü   

bunu?”   

diye

bağırıyordu.  

Konuşurken  

gözlerinden  

öfke  

ve  

kıvılcımlar  

saçılıyordu.  

Bizi  

berbat  

etti.  

O

kongrede  

Abdurrahim  

soykan  

kazandı  

ama  

daha  

sonraki  

kongrede  

gene  

o  

kazandı.  

 

Abdurrahim  

Soykan’ın  

kazandığı  

zaman,  

yönetimde  

ben  

vardım,  

Hasan  

Fehmi  

İlter

vardı,   

Osman   

Özer,   

Muhittin   

Görgen,   

Hasan   

Küçükyavaş,   

Hasan   

Özkan,   

Hasan

Erdoğan.

Bizim   

zamanımızdaki   

seçimlerde   

her   

parti   

kendi   

oy   

pusularını   

bastırır   

ve

seçmenler  

dağıtırdı.  

Oy  

pusulalarını  

biri  

dağıtır,  

arkadan  

öbürü  

diğerininkini  

toplar,

kendi  

oy  

pusulalarını  

dağıtırdı.  

CHP’liler  

dağıtır,  

arkadan  

DP’liler  

onları  

toplar,  

kendi  

oy

pusulalarını  

dağıtırlardı.  

DP’liler  

dağıtır,  

CHP’liler  

onları  

toplar,  

kendi  

oy  

pusulalarını

dağıtırlardı.  

Bu  

şekilde  

bir  

kovalamaca,  

köşe  

kapmaca  

yaşanırdı.  

Seçim  

dönemleri  

çok

gergin,  

çekişmeli  

ve  

kavgalı  

geçerdi.  

Sezai  

Çomo  

da,  

oy  

pusulalarının  

dağıtılması  

ve

toplanması   

sırasında   

en   

önde   

olurdu.   

Kendisinden   

daha   

genç   

olanlara   

göre   

daha

hareketli  

ve  

çevik  

bir  

insandı.  

Yorulmak  

nedir  

bilmezdi.  

Döğüş,  

kavga,  

gürültü…  

Bizim

Fedailer;  

Simoğlu  

Orhan,  

Kör(Kürt)  

Sabri,  

Destici  

Nazmi(Onu  

daha  

sonra  

öldürdüler).

DP  

zamanında  

bizim  

seçim  

kazanmamız  

mümkün  

değil.  

Ha  

bi  

daha  

ki  

sefer,  

ha  

bi

dahaki    

sefere    

diyerek;    

hiçbir    

zaman    

çalışmayı    

elden    

bırakmadık.    

Çalışmaktan

vazgeçmedik. Neler çektik, nelerrrr!..

Sezai  

Bey,  

kabak  

başlı,  

orta  

boyda,  

biraz  

topluca  

birisiydi.  

Derince’de  

büyük  

bir

zeytinliği vardı. Yılda 10 ton zeytinyağı yapardı. Daha sonra kızları sattı orayı.

Ben  

33  

sene  

evvel,  

1976  

yılında  

THK  

Milas  

Şubesi  

başkanı  

oldum.  

THK  

başkanı

oluncaya  

kadar  

aktif  

siyasetin  

içinde  

oldum  

hep.  

THK  

başkanı  

olunca  

siyasetle  

olan

ilişkimi kestim. 

1960  

ihtilalinde  

ben  

Çiftçi  

Mallarını  

Koruma  

birliğinin  

başına  

getirildim.  

Daha

sonra  

Belediye  

meclisinde  

bulundum.  

Sonra  

Ticaret  

Odası  

Başkanlığına  

geldim.  

Çomo,

1970’den sonra öldü.

***

Ali SAĞIROĞLU

1921   

yılında   

Milas’ta   

doğdum.   

88   

yaşındayım.   

İlk   

ve   

orta   

tahsilimi   

Milas’ta

yaptım.  

İstanbul’da  

Taksim  

Kolejinde  

6  

sene  

okudum.  

Kolejin  

ismi  

daha  

sonra  

Şişli

Terakki    

oldu.    

Doktor    

olma    

niyetim    

vardı.    

İstanbul    

Üniversitesi    

Tıpta    

okuyan

arkadaşlarım  

vardı.  

Sadi  

Irmak’ın  

oğlu  

vardı.  

Arkadaşımdı.  

O  

götürmüştü  

beni  

okula.  

 

Orada   

kadavraları   

gördüm.   

O   

kadavraları   

görünce   

nefret   

ettim   

ve   

Tıp   

okumaktan

vazgeçtim.   

Başka   

okula   

da   

gitmedim.   

1941   

yılında   

Milas’a   

döndüm.   

1946’da   

Milas

Demokrat Parti’yi kurdum.

DR. SEZAİ, DR. SERVET VE DR. HİLMİ’Yİ TANIRIM

Dr.  

Sezai,  

Dr.  

Servet  

ve  

Dr.  

Hilmi,  

üçü  

Arnavutluk’tan  

gelme.  

Onlar  

Arnavutluk

Kralı   

Zogo’nun   

baskılarından   

kaçarak   

gelmişler   

buraya.   

Orada   

kalsalar,   

Kral   

Zogo

bunları   

öldürecekmiş.   

Kaçmışlar   

oradan.   

Macar   

Evlerinden   

ikisi   

Dr.   

Servet   

ile   

Dr.

Hilmi’nindi.   

Pehlivanoğlu   

Marketin   

yanında   

yurt   

olarak   

kullanılan   

binayı   

Toksarılar

yaptırdı.  

Ortada,  

şimdi  

Halil  

Gümüşel’in  

oturduğu  

binayı  

Dr.  

Servet,  

onun  

yanındakini

de  

Dr.  

Hilmi  

yaptırdı.  

Dr.  

Servet  

DP’liydi.  

Dr.  

Sezai  

Halk  

Partiliydi.  

Bu  

binaları  

Macar

Ustaları   

yaptığı   

için   

bu   

evlerin   

adı   

“Macar   

Evleri”   

olarak   

kaldı.   

Dr.   

Servet   

belediye

doktorluğu   

yaptı.   

Ben   

daha   

sonra   

belediye   

meclisi   

üyesi   

oldum.   

Birisi   

bana,   

bir

fırıncının  

hamuru  

ayaklarıyla  

çiğnediğini  

söyledi.  

Ben  

de  

bunu  

Dr.  

Servet’e  

anlattım.  

Ne

duruyoruz  

dedi,  

gidelim  

basalım  

dedi.  

O  

zaman  

burada  

Müfettiş  

Nazmi  

Efendi  

vardı,

maliyeci.  

Biz  

üç  

kişi,  

bir  

sabah  

erkenden  

fırına  

gittik,  

adam  

ayaklarıyla  

hamuru  

çiğniyor.

Dr.  

Servet,  

“Sen  

halkın  

sağlığı  

ile  

nasıl  

oynarsın?”  

diyerek  

adama  

iki  

tokat  

vurdu.  

Dr.

Servet,   

iriyarı,   

cüsseli   

bir   

adamdı.   

Adam   

neye   

uğradığını   

şaşırdı.   

“Doktorum   

ne

yapıyorsun   

sen,   

başına   

iş   

mi   

açıyorsun?”   

diyerek   

doktoru   

sakinleştirmeye   

çalıştım.

Adam  

ağlamaya  

başladı.  

Fırını  

kapattık.  

Dr.  

Servet,  

Dr.  

Sezai  

vatanperver  

insanlardı.

Sezai  

fakir-fukaranın  

parasına  

tamah  

etmeden,  

hastalarına  

gider  

gelirdi.  

Ama  

bazen  

de

hataları  

olmuştur.  

Milliyetçiydi.  

Milas’ta,  

Halk  

Partisini  

ayakta  

tutan  

oydu.  

Osmanlının

dağılma     

zamanı     

olan     

1910’larda     

bunlar,     

Arnavutluk     

Kralı     

Ahmet     

Zogo’ya

başkaldırmışlar,    

Enver    

Hocayla    

birlikte.    

Bunlar(Sezai-Servet-Hilmi)    

asılacaklarını

hissedince,  

gece  

sandala  

binip  

denize  

açılmışlar.  

Yunanistan’a  

geçiyorlar.  

Oradan  

da

Türkiye’ye  

geliyorlar.  

Buraya  

geliş  

nedenleri,  

burada  

Arnavut’un  

çok  

olmasıydı.  

Buraya

geldiklerinde  

22-23  

yaşlarında  

olabilirler.  

Sezai  

ölünceye  

kadar  

burada  

yaşadı.  

Sabah

kahvaltısında  

karpuz  

suyuyla  

çökelek  

yerdi.  

Yekta  

ve  

Berrin  

diye  

iki  

kızı  

vardı.  

Ben

onlarla   

birlikte   

okudum.   

Onlar   

burada   

doğdu,   

ilk   

ve   

ortaokulu   

burada   

okudular.

Yüksek tahsili Ankara’da yaptılar. Ankara’da evlendiler.

Dr. Servet bir süre sonra doktorluğu bıraktı, particilik yapmaya başladı.

MİLAS KIZILAY BAŞKANLIĞI

1957  

yılında  

Kızılay  

başkanlığına  

seçildim.  

Kongrede  

çok  

büyük  

kalabalık  

vardı.

Ben    

o    

yıllarda    

Türkiye    

çapında,    

Kırkpınar    

şeklinde    

güreş    

yaptırırdım    

burada,

Günlüklerin  

zeytinyağı  

fabrikasının  

arkasında.  

Orası  

o  

zaman  

meydanlıktı.  

Spor  

sahası

olarak    

kullanılıyordu.    

Bu    

güreş    

Kızılay    

yararına    

olmuştu.    

Ondan    

sonra    

konser

düzenledim.  

Bu  

şekilde  

Kızılay’a  

büyük  

gelirler  

sağladım.  

Yeni  

Sinemadaki  

Kızılay’ın

kongresine,    

Dr.    

Sezai’yi    

de    

davet    

etmiştim.    

Kongrede,    

400    

üyenin    

çoğunluğu

bulunuyordu.  

Ben  

faaliyet  

raporunu  

okuduktan  

sonra  

Dr.  

Sezai  

ayağa  

kalkarak,  

söz

istedi.  

Dr.  

Sezai  

üyelere  

dönerek,  

“Sayın  

üyeler,  

izniniz  

olursa,  

sahneye  

çıkacağım  

ve

sizlere  

bir-iki  

şey  

söyleyeceğim”  

dedi.  

Ben  

kendisine  

söz  

verdim.  

Sezai  

Doktor,  

sahneye

çıkarak,  

“Sayın  

üyeler,  

burada  

şu  

kadar  

doktor,  

şu  

kadar  

eczacı  

var.  

Ben  

de  

dahil  

olmak

üzere,  

Ali  

Sağıroğlu  

bizlere  

taş  

çıkarttı.  

Kızılay’ın  

103  

bin  

lira  

parası  

var.  

Kızılay  

o  

kadar

fakir-fukaraya  

yardım  

etmesine  

rağmen  

kasasında  

o  

kadar  

para  

olması  

çok  

önemli.

Ben   

dahil   

hiç   

kimse   

Kızılay’a   

bu   

kadar   

katkıda   

bulunamadı,   

enerjimizi   

ortaya

koyamadık.  

Ali  

Sağıroğlu,  

Kızılay’a  

çok  

şey  

kazandırmıştır.  

Faaliyetleriyle,  

enerjisiyle  

biz

doktor  

ve  

eczacıları  

utandırmıştır.  

Huzurlarınızda  

alnından  

öpmek  

istiyorum”  

dedi  

ve

sahnede  

geldi,  

alnımdan  

öptü.  

Böyle  

olgun  

birisiydi.  

Hâlbuki  

ben  

Demokrat  

Partili,  

o

koyu  

bir  

Halk  

Partiliydi.  

Ben  

o  

zaman  

hem  

il  

genel  

meclisi  

hem  

de  

belediye  

meclisi

üyesiyim.  

O  

zaman  

iki  

tarafta  

birden  

görev  

almak  

mümkün  

oluyordu.  

Ben  

o  

zaman

partinin  

ikinci  

başkanıydım.  

İlçe  

başkanı  

Celal  

Kulalı’ydı.  

Ondan  

önce  

Avukat  

Hikmet

Bilgin’di.  

Ondan  

önce  

Cemil  

Bey  

vardı.  

  

  

Ben  

15  

sene  

Milas  

belediyesinde  

Meclis  

üyeliği

yaptım.

DİĞER YAZILAR

Site Haritası

Ali SAĞIROĞLU

Kazım BENCİK - İçme Köyü

Dr. Sezai Nafiz ÇOMO (Milas)

Ahmet POLAT (Güllük)

GSM: +90.542.535 51 71   |   e-Posta:
© Nevzat Çağlar Tüfekçi / Milas - 2017 - 2019

SÖZLÜ TARİH - 3

Konu: Dr. Sezai Nafiz ÇOMO (Milas)

Konuk: Talat AYAZ - Ahmet DEMİRKOL - Ali SAĞIROĞLU Röportaj: Nevzat Çağlar TÜFEKÇİ

DİĞER YAZILAR

www.milas.org.tr    
Facebook sayfamız yayına başladı.

DR. SEZAİ NAFİZ ÇOMO

Hekim   

ve   

siyasetçi   

olarak   

Milas'ta   

iz   

bırakan   

bir

isimdir,  

Dr.  

Sezai  

Nafiz  

Çomo.  

Eski  

siyasetçiler  

ve  

özellikle

CHP'liler   

onun   

mücadeleciğini   

anlata   

anlata   

bitiremezler.

O’nun  

militan  

ruhuna  

ve  

mücadeleci  

kişiliğine  

hayranlıklarını

dile   

getirirler.   

O   

halk   

arasında   

“Arnavut   

Doktor”   

olarak

bilinir.     

Demokrat     

Partili     

Turan     

Akarca’nın     

CHP’lilere

seslenirken,    

“Sizi    

gidi    

Çomoistler!”    

dediğini    

bugün    

gibi

hatırlar  

eski  

partililer  

ve  

Çomo’dan  

saygı  

ile  

söz  

ederler  

hep.

Çomo;   

çevirmen,   

gazeteci,   

televizyoncu,   

Galatasaray   

eski

yöneticisi   

Aziz   

Üstel’in   

dedesidir.   

İşte   

O'nu   

tanıyanların

ağzından Çomo…

***

TALAT AYAZ (Em. Öğretmen)

Dr.  

Sezai  

Nafiz  

Çomo,  

tam  

bir  

halk  

adamıydı.  

Gerek

politikacı    

olarak,    

gerekse    

doktor    

olarak,    

Milas’ın    

tüm

köylerine  

en  

az  

10’ar  

defa,  

15’er  

defa  

at  

sırtında  

gitmiştir.

Milas’ı  

Çukurköy’den  

Kultak’a  

kadar  

çok  

iyi  

bilen  

bir  

insandır.

Arnavutluk’tan  

gelmiştir.  

Kral  

Zogo’ya  

karşı  

isyan  

ettiği  

için

oradan   

kaçıyor,   

Türkiye’ye   

geliyor.   

O   

zaman   

daha   

genç

bunlar;  

20-22  

yaşlarında.  

O  

zaman  

Milas’ta  

ne  

doğru  

dürüst

doktor   

ne   

de   

bugünkü   

gibi   

hastane   

var.   

Bir   

Hükümet

Tabipliği  

var.  

Dr.  

Sezai  

aslında  

bir  

pratisyen  

hekimdi  

ama  

o

bir   

Kadın   

Doğumcu,   

bir   

Dahiliyeci,   

bir   

Cerrah   

gibi   

her

konuda   

hastalarına   

müdahale   

ederdi.   

Biraz   

da   

kendisini

geliştirmişti. Çünkü o zaman burada branş doktorları yoktu.

Politikada   

uzun   

süre   

CHP   

içinde   

yer   

aldı.   

Hep   

ilçe

başkanlığı  

yaptı.  

CHP  

Genel  

Başkanı  

İsmet  

İnönü’yle  

çok  

iyi

ilişkiler  

içinde  

olan  

birisiydi.  

Alçak  

gönüllüydü.  

Akarcalarla

çok   

büyük   

siyasi   

çekişmeleri   

oldu.   

Akarcalar,   

DP’liydi.   

DP

kazandığı  

zaman  

onun  

evinin,  

muayenehanesinin  

önünde

davullar-zurnalar      

çaldırılırdı.      

      

O      

aldırış      

etmezdi.

Hoşgörülüydü.  

Ama  

inatçı  

birisiydi,  

pes  

etmezdi.  

Mücadele

etmeyi       

çok       

severdi.       

Demokrat       

Partililer       

onun

örgütçülüğünden,  

politikadaki  

inatçılığında  

çok  

çekinirlerdi.

İhtilalci bir ruha sahipti. Korkmazdı, cesurdu.

Ben    

kendisini    

çok    

severim.    

Benim    

çocuklarımın

doktoruydu.  

Milas’ta  

o  

zamanlar  

doktor  

yoktu.  

Bakma  

sen

şimdi,   

her   

taraf   

doktor.   

Eli   

öpülecek   

bir   

doktordu.   

Çok

yardım   

severdi.   

O   

zaman   

araç   

yok.   

Hastalarına   

at-eşek   

 

sırtında  

gider,  

gelirdi.  

Onun  

zamanında  

bir  

Servet  

(Akgün)

doktor    

vardı.    

O    

da    

Arnavut’tu.    

Sezai    

doktorla    

birlikte,

Arnavutluk’tan  

geldiler.  

Bir  

de  

Dr.  

Hilmi  

vardı.  

Daha  

sonra

Abdülkadir  

Çorbacı  

geldi.  

Sonra  

Dr.  

Macit(Özer)  

geldi.  

Sonra

Yahudi Doktor Amato geldi.

Ben    

Çamköy’de    

öğretmenlik    

yapıyorum.    

Benim    

4

günlük   

bebeğim   

vardı.   

İsmi   

Erkan’dı.   

Bir   

baktım,   

Ören

tarafından  

at  

ile  

geliyor.  

Ben  

yolda  

bekliyordum.  

Kendisini

durdurdum.      

Çocuğumun      

hasta      

olduğunu      

söyledim,

kendisine.   

Hemen   

bizim   

eve   

geçti.   

Çocuğa   

baktı.   

Çocuğa

baktıktan  

sonra,  

iğne  

yaptı,  

hap  

verdi.  

Çantasında  

dolu  

iğne

ve  

haplarla,  

ilaçlarla  

giderdi.  

Gittiği  

yerdeki  

hastalara  

bakar,

onlara   

derdine   

çare   

olmaya   

çalışırdı.   

Ben   

tabi   

o   

zaman

gencim,    

yeni    

evli    

sayılırım.    

Sezai    

doktor    

bebeğimize

baktıktan  

sonra,  

“doktor  

bey  

borcumuz  

ne?”  

dedim.  

Bunun

üzerine,   

“çocukları   

güzel   

okut!”   

dedi   

bana.   

Para   

almadı.

“Çocukları   

güzel   

okut”   

demesi   

çok   

anlamlıydı   

ve   

bu   

söz

benim    

üzerimde    

çok    

önemli    

bir    

etki    

yarattı.    

Mesleki

yaşamım  

boyunca  

bu  

sözü  

hiç  

unutmadım  

ve  

çocuklara  

en

iyi şekilde eğitim vermeye çalıştım.

Hasta  

olduğu  

ve  

çağrıldığı  

zaman,  

gece-gündüz,  

hangi

saat  

olursa  

olsun  

kalkmamazlık  

yapmazdı.  

Dayım  

Mehmet

Emin  

Soydan’ın  

annesi  

benim  

ninem.  

Çok  

ağır  

hasta  

oldu.

Doktor   

çağırmak   

için,   

ben   

o   

zaman   

Çamköy’den   

buraya

kadar   

yürüyerek   

geldim.   

Buraya   

geldikten   

sonra   

bir   

cip

tuttum    

ve    

Sezai    

Beyi    

köye    

götürdüm.    

Nineme    

gerekli

iğneleri    

yaptı,    

ilaçlarını    

verdi.    

Onu    

köyden    

uğurlarken,

“Hayırlı    

yolculuklar”    

dedim.    

Onu    

uğurlarken    

arabanın

olduğu   

yer   

kalabalıktı.   

Orada   

tartışma   

gibi   

bir   

şey   

vardı

sanırım.    

Ortam    

biraz    

gergindi.    

Ben,”Hayırlı    

yolculuklar”

deyince;  

o  

bana,  

“burada  

hayırlı  

yolculuk  

denir  

mi?”  

dedi  

sert

bir  

üslupla.  

“Şu  

kalabalıktan,  

şu  

musibetten  

bir  

kurtulalım,

ondan  

sonra  

hayırlı  

yolculuklar  

dilersin”  

dedi.  

Çok  

değişik  

bir

insandı. 

Arnavutluk’tan    

gelip,    

Milas’a    

çok    

büyük    

hizmetler

veren   

kişidir.   

Halk   

için   

Milas’ın   

zenginleriyle   

tek   

başına

uğraşmıştır.    

Hayır    

işlerinde    

de    

çalışırdı.    

Halk    

yararına

herhangi  

bir  

şey  

mi  

yapılacak;  

zenginlerden  

para  

toplardı.

Koparmasını da bilirdi. İkna yeteneği çok güçlüydü.

Bir   

kişi   

olarak,   

kendinizi   

başkalarına   

kabul   

ettirmek

istiyorsanız,   

önce   

kendi   

hatalarınızı   

kabul   

etmeli,   

bunları

düzeltmeye  

çalışmalısınız  

derdi.  

Başkalarını  

eleştirirken,  

siz

de hatalarınızdan arınmış olmalısınız derdi.

***

AHMET DEMİRKOL

1926    

doğumluyum.    

1946’da    

asker    

oldum.    

48’de

askerden   

geldim.   

49’da   

CHP’ye   

kaydımı   

yaptırdım.   

49’da

nişanlandım,        

50’de        

evlendim.        

CHP’nin        

muhtelif

çalışmalarında  

bulundum,  

yönetiminde  

yer  

aldım.  

Başkan

olmadım   

ama   

başkan   

yardımcısı,   

yönetim   

kurulu   

üyesi

oldum.  

Dr.  

Sezai  

Bey,  

o  

zaman  

bizim  

ilçe  

başkanımızdı.  

O

zaman  

Milas’ta  

3  

tane  

doktor  

vardı.  

Bunlar  

Dr.  

Sezai,  

Dr.

Servet  

ve  

Dr.  

Hilmi.  

Rahmetli  

Sezai  

Bey  

yıllarını  

bu  

partiye

verdi.  

Doktora,  

“hadi  

sen  

belediye  

başkanı  

adayı  

ol”  

desen

kabul   

etmez,   

“hadi   

sen   

Milletvekili   

aday   

ol”   

desen   

kabul

etmez.    

Aslında    

aday    

olsa,    

belediye    

başkanı    

da    

olur,

milletvekili  

de.  

Mesleği  

açısından  

zaten  

daima  

halkla  

içiçe.

Bir  

de  

çok  

güzel  

konuşurdu,  

iyi  

bir  

hatipti.  

Gür  

bir  

sesi  

vardı.  

  

 

Hiçbir  

yere  

aday  

olmaz,  

ama  

ilçe  

başkanlığı  

da  

bırakmazdı.

İlçe  

başkanı  

olmak  

onun  

için  

en  

büyük  

mutluluktu  

herhalde.

İlçe   

başkanlığını   

çok   

severdi.   

O   

varken,   

ilçe   

başkanlığına

başka     

aday     

da     

çıkmazdı.     

Belediye     

başkanlığı     

için

Milletvekilliği    

için    

o    

kadar    

ısrar    

ederiz;    

katiyen    

kabul

etmezdi.

Lafını  

hiç  

esirgemezdi.  

En  

son  

söyleyeceğini  

en  

başta

söylerdi.   

Dobra   

birisiydi.   

Buna   

bir   

örnek   

vereyim   

size.

CHP’nin  

Ankara’da  

Kurultayı  

var.  

Oraya  

gidiliyor.  

Kurultay’da

ön  

sırada  

İsmet  

paşa  

oturuyor.  

Sezai  

Çomo,  

geliyor  

İsmet

paşa’nın yanına ve başlıyor konuşmaya:

-“Paşam paşam, bu sefer size oy vermedim!”

İsmet  

Paşa,  

neden  

der  

gibi  

şöyle  

bir  

Çomo’ya  

bakıyor.

Paşa    

Çomo’nun    

samimiyetini,    

kendisine    

olan    

bağlılığını

bilmektedir  

çünkü.  

Çomo,  

iyi  

bir  

partilidir,  

mücadeleci  

bir

insandır. İnönü bunu çok iyi bilmektedir.

-Neden?

-Mevkisine   

layık   

olmayan   

adamlara   

mevki   

verdiğin

için!

-Mesela…

-Nihat Erim.

İnönü o zaman şöyle diyor:

-Denemek lazım, denemek lazım…

Daha  

sonra  

Sezai  

Çomo,  

1963  

kurultayında,  

İnönü’yle

arasında  

geçen  

bu  

diyalogu,  

yakın  

çevresindeki  

partililere,

bizlere anlattı.

Sezai  

Bey’in  

doktorluğu  

halk  

arasında  

çok  

yaygın  

ise

de   

bazı   

konularda   

bilgi   

bakımından   

yeterli   

değildi.   

   

Bazı

hastaları   

ölüm   

vakasıyla   

karşılaşmıştır.   

Onları   

başka   

yere

göndermezdi.   

İllaki   

kendisi   

tedavi   

etmek   

isterdi.   

Kendisi

uzman   

bir   

doktor   

olmadığı   

için   

bazı   

konularda   

yetersiz

kalıyordu.    

Doktor    

olarak    

tek    

hatası,    

tedavide    

ısrarcı

olmasıydı.  Hatta annem bile bunlardan birisidir.

Fakat  

iyi  

yanı,  

nerede  

hasta  

var  

oraya  

giderdi.  

Nerede

Ören’de,  

nerede  

Çomakdağ’da...  

Hastalarına  

ulaşmak  

için  

hiç

üşenmezdi.  

Oralara  

nasıl  

giderdi?  

Hep  

atla…  

O  

zaman  

başka

bir  

araç  

yok…  

Hasta  

yakını  

atı  

getiriyor,  

onun  

atıyla  

gidiyor.

Kendi  

atı  

yok  

tabii.  

Her  

zaman  

bıkmadan,  

usanmadan  

bu

yerlere giderdi. İnsanlar onu çok severdi.

Doktor,   

boğazına,   

sağlığına   

çok   

dikkat   

ederdi.   

Çok

yemeklerinde   

bulundum.   

Doktor,   

haşlanmış,   

yağsız   

tavuk

göğsünden  

başka  

bir  

şey  

yemezdi.  

Çay  

olarak  

da,  

şekersiz,

ıhlamur   

veya   

sıcak   

su   

içerdi.   

Ben   

evinde   

rasgelmişimdir;

sabah   

kahvaltılarında,   

çökelek   

peynirin   

içine   

bal   

koyar,

ekmeksiz  

onu  

yerdi.  

Sigara  

içmezdi,  

sigara  

içene  

çok  

kızardı.

Sağlığa  

çok  

önem  

verirdi.  

Etrafına  

hep  

öğüt  

verirdi:  

“Aman

yağlı  

yemeyin!  

Aman  

şunu  

yapmayın,  

aman  

bunu  

yapmayın”

diye.  

Onun  

iki  

kızı  

vardı;  

Yekta  

ve  

Berrin  

isimli.  

Sezai  

Çomo,

DP milletvekili Muammer Çavuşoğlu’nun bacanağıdır.

Hatta   

bir   

gün   

Sezai   

Bey,   

Çavuşoğlu’na   

demiş   

ki;

“Bacanak,  

yavvv,  

iyiye  

gitmiyorsunuz,  

bu  

gidiş  

iyi  

değil,  

gel

sen bu işten, bu sevdadan vazgeç.” 

Çavuşoğlu   

da   

ona   

şöyle   

demiş:   

“Dere   

geçerken   

at

değiştirmek  

biraz  

zor.  

Bu  

olanlara  

katiyen  

taraftar  

değilim.

Ama devam edeceğim, devam etmek zorundayım.”

Ben  

ara  

sıra  

Sezai  

Bey’in  

muayenehanesine  

giderdim.

Şimdiki  

Kızılay’ın  

çaprazındaydı.  

Evi  

de  

muayenehanesinin

üstündeydi.  

Baktım  

orada  

sarı  

çizmeli,  

damalı  

ceketli  

birisi

var.  

Oradaki  

kalabalığa  

muazzam  

bir  

konuşma  

yapıyor.  

Ben

de  

dinlemeye  

başladım.  

Bir  

hatip  

gibi  

konuşuyordu.  

Kim  

bu

kişi  

diye  

merak  

etmeye  

başladım.  

.  

Bir  

ara  

doktor  

dışarı  

çıktı.

Doktora,   

“Amca   

yavvv,   

kim   

bu   

diye?”   

sordum.   

“Bizim   

il

başkanlığına   

adaylığını   

koyacak   

olan   

Turan   

Şahin”   

dedi.

“Bunlar     

ne     

yapıyor     

burada”     

dedim.     

“Onlar     

Çandır

Köprüsünü  

yapıyorlar”  

dedi.  

Çok  

güzel  

konuşma  

yapıyordu.

“Bu  

kişi  

il  

başkanlığını  

kazanır”  

dedim  

kendi  

kendime…  

Ve

daha    

sonra    

Turan    

Şahin    

il    

başkanlığını    

kazandı.    

O    

il

kongresinde  

Kasım  

Gülek  

bir  

konuşma  

yaptı.  

Turan  

Şahin  

de

bir konuşma yaptı. Ben Sezai Çomo’yla sonuna kadar birlikte

oldum.  

Ben  

hep  

onun  

yönetimindeydim.  

Bir  

ara  

Şemsettin

Günaltay  

geldi  

buraya.  

Yeni  

sinemada  

bir  

kongremiz  

vardı

kışlık ‘Yeni Sinema’da.

Yönetimdeki  

ve  

dışarıdaki  

bazı  

partililer  

olarak  

doktor

amcaya   

karşı   

bir   

oyun   

oynayalım,   

onu   

düşürelim,   

onun

yerine  

başka  

birini  

başkan  

çıkaralım  

dedik.  

Bu  

planı  

gizlice

uygulamaya  

karar  

verdik.  

Haberi  

olsa  

buna  

izin  

vermez  

ve

kimse    

de    

ona    

karşı    

gelemezdi.    

Partililer    

olarak    

onun

otoritesinden    

çekinirdik.    

İlçe    

yönetimi    

biraz    

değişikliğe

uğrasın  

diye,  

böyle  

bir  

şey  

yapalım  

dedik.  

Ben  

bildim  

bileli

ilçe başkanı oydu. Ben diyeyim 15, sen de 20 sene.

İlçe  

başkanı  

adayı  

olarak  

Avukat  

Abdurrahim  

Soykan’ı

çıkardık.     

Bu,     

70’li     

yıllardan     

önceydi.     

Dr.     

Sezai     

de,

muayenehanesinde,     

ameliyatta.     

Sezai     

Bey’in     

aklından

karşısına  

rakip  

çıkacağı  

hiç  

geçmiyor.  

Belki  

de  

bunun  

için

rahat    

davranıyor.    

Biz    

de    

onun    

orada    

olmayışını    

fırsat

bilerek, onu devireceğiz…

Doktor,  

bu  

durumu  

nasıl  

duyduysa  

duymuş;  

hastasını

ameliyat    

masasında    

bırakarak,    

üstünde    

kanlı    

ameliyat

elbisesiyle  

hışım  

ve  

öfkeyle  

bir  

geliyor  

ki,  

orada  

durmak  

ne

mümkün.   

Ben,   

“Kaçın,   

şimdi   

bu   

bizim   

iflahımızı   

keser”

dedim.   

Biz   

hepimiz,   

onun   

hışmına,   

gazabına   

uğramamak

için    

bir    

kenara    

saklandık.    

Karşısına    

çıkmaya    

cesaret

edemiyoruz,   

korkuyoruz   

kendisinden.   

Öfkelendiği   

zaman

çok   

sert   

olurdu   

doktor;   

o   

haliyle   

ağzına   

geleni   

söylerdi.

İnsanı lafıyla döverdi.

Hışımla   

kongre   

salonuna   

girdi,   

açtı   

ağzını   

yumdu

gözünü   

ve   

kendisini   

devirmek   

isteyenlere   

ağzına   

geleni

söyledi.    

“Kim    

yaptı    

bunu,    

kim    

düşündü    

bunu?”    

diye

bağırıyordu.   

Konuşurken   

gözlerinden   

öfke   

ve   

kıvılcımlar

saçılıyordu.  

Bizi  

berbat  

etti.  

O  

kongrede  

Abdurrahim  

soykan

kazandı    

ama    

daha    

sonraki    

kongrede    

gene    

o    

kazandı.    

 

Abdurrahim   

Soykan’ın   

kazandığı   

zaman,   

yönetimde   

ben

vardım,   

Hasan   

Fehmi   

İlter   

vardı,   

Osman   

Özer,   

Muhittin

Görgen, Hasan Küçükyavaş, Hasan Özkan, Hasan Erdoğan.

Bizim   

zamanımızdaki   

seçimlerde   

her   

parti   

kendi   

oy

pusularını   

bastırır   

ve   

seçmenler   

dağıtırdı.   

Oy   

pusulalarını

biri   

dağıtır,   

arkadan   

öbürü   

diğerininkini   

toplar,   

kendi   

oy

pusulalarını  

dağıtırdı.  

CHP’liler  

dağıtır,  

arkadan  

DP’liler  

onları

toplar,   

kendi   

oy   

pusulalarını   

dağıtırlardı.   

DP’liler   

dağıtır,

CHP’liler  

onları  

toplar,  

kendi  

oy  

pusulalarını  

dağıtırlardı.  

Bu

şekilde   

bir   

kovalamaca,   

köşe   

kapmaca   

yaşanırdı.   

Seçim

dönemleri   

çok   

gergin,   

çekişmeli   

ve   

kavgalı   

geçerdi.   

Sezai

Çomo    

da,    

oy    

pusulalarının    

dağıtılması    

ve    

toplanması

sırasında  

en  

önde  

olurdu.  

Kendisinden  

daha  

genç  

olanlara

göre   

daha   

hareketli   

ve   

çevik   

bir   

insandı.   

Yorulmak   

nedir

bilmezdi.   

Döğüş,   

kavga,   

gürültü…   

Bizim   

Fedailer;   

Simoğlu

Orhan,   

Kör(Kürt)   

Sabri,   

Destici   

Nazmi(Onu   

daha   

sonra

öldürdüler).    

DP    

zamanında    

bizim    

seçim    

kazanmamız

mümkün   

değil.   

Ha   

bi   

daha   

ki   

sefer,   

ha   

bi   

dahaki   

sefere

diyerek;     

hiçbir     

zaman     

çalışmayı     

elden     

bırakmadık.

Çalışmaktan vazgeçmedik. Neler çektik, nelerrrr!..

Sezai   

Bey,   

kabak   

başlı,   

orta   

boyda,   

biraz   

topluca

birisiydi.  

Derince’de  

büyük  

bir  

zeytinliği  

vardı.  

Yılda  

10  

ton

zeytinyağı yapardı. Daha sonra kızları sattı orayı.

Ben   

33   

sene   

evvel,   

1976   

yılında   

THK   

Milas   

Şubesi

başkanı  

oldum.  

THK  

başkanı  

oluncaya  

kadar  

aktif  

siyasetin

içinde  

oldum  

hep.  

THK  

başkanı  

olunca  

siyasetle  

olan  

ilişkimi

kestim. 

1960  

ihtilalinde  

ben  

Çiftçi  

Mallarını  

Koruma  

birliğinin

başına     

getirildim.     

Daha     

sonra     

Belediye     

meclisinde

bulundum.  

Sonra  

Ticaret  

Odası  

Başkanlığına  

geldim.  

Çomo,

1970’den sonra öldü.

***

ALİ SAĞIROĞLU

1921  

yılında  

Milas’ta  

doğdum.  

88  

yaşındayım.  

İlk  

ve

orta  

tahsilimi  

Milas’ta  

yaptım.  

İstanbul’da  

Taksim  

Kolejinde  

6

sene  

okudum.  

Kolejin  

ismi  

daha  

sonra  

Şişli  

Terakki  

oldu.

Doktor    

olma    

niyetim    

vardı.    

İstanbul    

Üniversitesi    

Tıpta

okuyan    

arkadaşlarım    

vardı.    

Sadi    

Irmak’ın    

oğlu    

vardı.

Arkadaşımdı.  

O  

götürmüştü  

beni  

okula.  

  

Orada  

kadavraları

gördüm.    

O    

kadavraları    

görünce    

nefret    

ettim    

ve    

Tıp

okumaktan   

vazgeçtim.   

Başka   

okula   

da   

gitmedim.   

1941

yılında   

Milas’a   

döndüm.   

1946’da   

Milas   

Demokrat   

Parti’yi

kurdum.

DR. SEZAİ, DR. SERVET VE DR. HİLMİ’Yİ TANIRIM

Dr.  

Sezai,  

Dr.  

Servet  

ve  

Dr.  

Hilmi,  

üçü  

Arnavutluk’tan

gelme.    

Onlar    

Arnavutluk    

Kralı    

Zogo’nun    

baskılarından

kaçarak  

gelmişler  

buraya.  

Orada  

kalsalar,  

Kral  

Zogo  

bunları

öldürecekmiş.  

Kaçmışlar  

oradan.  

Macar  

Evlerinden  

ikisi  

Dr.

Servet   

ile   

Dr.   

Hilmi’nindi.   

Pehlivanoğlu   

Marketin   

yanında

yurt   

olarak   

kullanılan   

binayı   

Toksarılar   

yaptırdı.   

Ortada,

şimdi   

Halil   

Gümüşel’in   

oturduğu   

binayı   

Dr.   

Servet,   

onun

yanındakini   

de   

Dr.   

Hilmi   

yaptırdı.   

Dr.   

Servet   

DP’liydi.   

Dr.

Sezai  

Halk  

Partiliydi.  

Bu  

binaları  

Macar  

Ustaları  

yaptığı  

için

bu  

evlerin  

adı  

“Macar  

Evleri”  

olarak  

kaldı.  

Dr.  

Servet  

belediye

doktorluğu   

yaptı.   

Ben   

daha   

sonra   

belediye   

meclisi   

üyesi

oldum.    

Birisi    

bana,    

bir    

fırıncının    

hamuru    

ayaklarıyla

çiğnediğini  

söyledi.  

Ben  

de  

bunu  

Dr.  

Servet’e  

anlattım.  

Ne

duruyoruz   

dedi,   

gidelim   

basalım   

dedi.   

O   

zaman   

burada

Müfettiş  

Nazmi  

Efendi  

vardı,  

maliyeci.  

Biz  

üç  

kişi,  

bir  

sabah

erkenden  

fırına  

gittik,  

adam  

ayaklarıyla  

hamuru  

çiğniyor.  

Dr.

Servet,  

“Sen  

halkın  

sağlığı  

ile  

nasıl  

oynarsın?”  

diyerek  

adama

iki  

tokat  

vurdu.  

Dr.  

Servet,  

iriyarı,  

cüsseli  

bir  

adamdı.  

Adam

neye   

uğradığını   

şaşırdı.   

“Doktorum   

ne   

yapıyorsun   

sen,

başına   

iş   

mi   

açıyorsun?”   

diyerek   

doktoru   

sakinleştirmeye

çalıştım.  

Adam  

ağlamaya  

başladı.  

Fırını  

kapattık.  

Dr.  

Servet,

Dr.    

Sezai    

vatanperver    

insanlardı.    

Sezai    

fakir-fukaranın

parasına   

tamah   

etmeden,   

hastalarına   

gider   

gelirdi.   

Ama

bazen   

de   

hataları   

olmuştur.   

Milliyetçiydi.   

Milas’ta,   

Halk

Partisini   

ayakta   

tutan   

oydu.   

Osmanlının   

dağılma   

zamanı

olan   

1910’larda   

bunlar,   

Arnavutluk   

Kralı   

Ahmet   

Zogo’ya

başkaldırmışlar,  

Enver  

Hocayla  

birlikte.  

Bunlar(Sezai-Servet-

Hilmi)  

asılacaklarını  

hissedince,  

gece  

sandala  

binip  

denize

açılmışlar.   

Yunanistan’a   

geçiyorlar.   

Oradan   

da   

Türkiye’ye

geliyorlar.   

Buraya   

geliş   

nedenleri,   

burada   

Arnavut’un   

çok

olmasıydı.  

Buraya  

geldiklerinde  

22-23  

yaşlarında  

olabilirler.

Sezai   

ölünceye   

kadar   

burada   

yaşadı.   

Sabah   

kahvaltısında

karpuz  

suyuyla  

çökelek  

yerdi.  

Yekta  

ve  

Berrin  

diye  

iki  

kızı

vardı.  

Ben  

onlarla  

birlikte  

okudum.  

Onlar  

burada  

doğdu,  

ilk

ve   

ortaokulu   

burada   

okudular.   

Yüksek   

tahsili   

Ankara’da

yaptılar. Ankara’da evlendiler.

Dr.  

Servet  

bir  

süre  

sonra  

doktorluğu  

bıraktı,  

particilik

yapmaya başladı.

MİLAS KIZILAY BAŞKANLIĞI

1957   

yılında   

Kızılay   

başkanlığına   

seçildim.   

Kongrede

çok  

büyük  

kalabalık  

vardı.  

Ben  

o  

yıllarda  

Türkiye  

çapında,

Kırkpınar   

şeklinde   

güreş   

yaptırırdım   

burada,   

Günlüklerin

zeytinyağı      

fabrikasının      

arkasında.      

Orası      

o      

zaman

meydanlıktı.   

Spor   

sahası   

olarak   

kullanılıyordu.   

Bu   

güreş

Kızılay  

yararına  

olmuştu.  

Ondan  

sonra  

konser  

düzenledim.

Bu  

şekilde  

Kızılay’a  

büyük  

gelirler  

sağladım.  

Yeni  

Sinemadaki

Kızılay’ın    

kongresine,    

Dr.    

Sezai’yi    

de    

davet    

etmiştim.

Kongrede,  

400  

üyenin  

çoğunluğu  

bulunuyordu.  

Ben  

faaliyet

raporunu   

okuduktan   

sonra   

Dr.   

Sezai   

ayağa   

kalkarak,   

söz

istedi.   

Dr.   

Sezai   

üyelere   

dönerek,   

“Sayın   

üyeler,   

izniniz

olursa,      

sahneye      

çıkacağım      

ve      

sizlere      

bir-iki      

şey

söyleyeceğim”  

dedi.  

Ben  

kendisine  

söz  

verdim.  

Sezai  

Doktor,

sahneye  

çıkarak,  

“Sayın  

üyeler,  

burada  

şu  

kadar  

doktor,  

şu

kadar  

eczacı  

var.  

Ben  

de  

dahil  

olmak  

üzere,  

Ali  

Sağıroğlu

bizlere  

taş  

çıkarttı.  

Kızılay’ın  

103  

bin  

lira  

parası  

var.  

Kızılay  

o

kadar  

fakir-fukaraya  

yardım  

etmesine  

rağmen  

kasasında  

o

kadar  

para  

olması  

çok  

önemli.  

Ben  

dahil  

hiç  

kimse  

Kızılay’a

bu  

kadar  

katkıda  

bulunamadı,  

enerjimizi  

ortaya  

koyamadık.

Ali  

Sağıroğlu,  

Kızılay’a  

çok  

şey  

kazandırmıştır.  

Faaliyetleriyle,

enerjisiyle      

biz      

doktor      

ve      

eczacıları      

utandırmıştır.

Huzurlarınızda  

alnından  

öpmek  

istiyorum”  

dedi  

ve  

sahnede

geldi,   

alnımdan   

öptü.   

Böyle   

olgun   

birisiydi.   

Hâlbuki   

ben

Demokrat  

Partili,  

o  

koyu  

bir  

Halk  

Partiliydi.  

Ben  

o  

zaman

hem  

il  

genel  

meclisi  

hem  

de  

belediye  

meclisi  

üyesiyim.  

O

zaman  

iki  

tarafta  

birden  

görev  

almak  

mümkün  

oluyordu.

Ben  

o  

zaman  

partinin  

ikinci  

başkanıydım.  

İlçe  

başkanı  

Celal

Kulalı’ydı.  

Ondan  

önce  

Avukat  

Hikmet  

Bilgin’di.  

Ondan  

önce

Cemil  

Bey  

vardı.  

  

  

Ben  

15  

sene  

Milas  

belediyesinde  

Meclis

üyeliği yaptım.

Ali SAĞIROĞLU

Kazım BENCİK - İçme Köyü

Dr. Sezai Nafiz ÇOMO (Milas)

Ahmet POLAT (Güllük)

Diğer sayfalar için tıklayınız Diğer sayfalar için tıklayınız